Gelir Vergisi'nden KDV'ye kadar nereye baksan elini cebine atıyorsun. 2025’in Aralık ayında Ankara’da bir simit alırken 15 lira ödeyip kasada bir de “fiş ister misiniz?” sorusuna maruz kalınca dank etti: Vergi sistemi bir nevi “herkes veriyor, kimse tam anlamıyor” modeli. Kafalar karışık çünkü mevzuat orman gibi, her sene yeni bir vergi çeşidi ekleniyor. Örneğin; MTV’yi Ocak’ta, emlak vergisini Mayıs’ta, bir de yılda iki defa otomatik ödeme talimatı unutursan cezasını ödüyorsun. Maaşa bakıyorsun gelir vergisi dilimi hop diye artıyor, yıl ortasında aldığın zamdan bir hafta sonra daha az para geçiyor eline. Esnaf desen, KDV beyanında bir hata yaparsa vergi dairesinde çay molası biterken hâlâ sıra bekliyor. Sistem akıyor ama kim için, ne kadar adil işliyor, işte orası muamma.
2021’de freelance içerik yazarak başlamıştım, o zamanlar aylık 1000-1500 TL ek gelir yetiyordu. Şimdi ise herkesin ilk aklına gelen şey, Instagram üzerinden butik ürün satışı veya ikinci el uygulamalarından kıyafet-elektronik çevirmek. Riskli ama kısa yoldan para için kripto al-sat yapanlar da çok, özellikle 2022’den sonra Telegram ve Discord grupları patladı. Öğrenciler için özel ders platformları hâlâ altın değerinde; Mart 2026’da bile, haftada üç dersle ayda 6000 TL kazanabilirsin. Pasif gelir için eski usul vadeli mevduat hâlâ işliyor ama getirisi düşük, son zamlarla birlikte yatırım fonu ya da borsa daha cazip hale geldi. Kısa vadede hızlı para diyorsan, delivery (Getir, Trendyol Go) hâlâ İstanbul’da popüler; saatlik 120-150 TL net yazıyor, yorucu ama nakit akışı anında. Deneyip görülen net şey şu: Emek harcamadan köşeyi döneni ben duymadım.
2018’de kur 5 TL’yi geçtiğinde Berlin’deydim, param Euro’ya endeksliydi ama ailem Türkiye’de kaldı. O anda anladım ki tek maaşa, tek ülkeye güvenmek kumar gibi. Kendi paramı üçe böldüm: bir kısmı Euro hesabında, küçük bir kısmı altın, kalan da hiç dokunmadığım vadeli TL’de. Her ay mutlaka otomatik ödeme talimatı verdim, gözüm bankalarda olmadı. Kredi kartlarına bulaşmadım, borçla iş çevirmek tam kriz anında insanı gömer. Yatırım için de “herkes borsaya girdi” diye dalmadım, piyasaya körlemesine atlanınca genelde tokadı yiyorsun. Kendi harcama alışkanlığımı tanıyıp ona göre hareket ettim, “herkes batarken ben nasıl ayakta kalırım” diye düşündüm. Krizde refleks önemli, panikleyeni piyasa affetmez.
2024’te 1 milyon TL’yi mevduata yatıran, şu an aylık 33 bin TL faizi cebine koyuyor; risksiz, kafası rahat. Aynı parayla gram altın alan ise 1 yılda %75’e yakın getiri gördü, ama dalgalanmayı da hissetti. Borsada BIST 30’a giren hisselerde kazanç çok daha oynak; bir gün +%10, ertesi gün -%8. Risk seven için borsa, güven arayan için mevduat hala önde. Dolar/TL ise 2026 başı hâlâ 31-33 aralığında, beklenen patlama gelmedi.
Ocak 2023’te Almanya’da bir Burger King’de kasada nakit para yoktu, adamlar “sadece kart alıyoruz” dedi. Kredi kartı, Apple Pay, Google Pay… Nakit taşımadan yaşamanın kitabını yazmışlar resmen. Ama garip bir şekilde, aynı ay içinde İstanbul Mecidiyeköy’de bir dönercide “kartla ödeme yok, nakit yoksa döner de yok” muhabbeti yaşadım. Biri 2026’ya ışınlanmış, diğeri hâlâ 90’larda.
Şimdi, herkes teknolojinin finansı hızlandırdığını, kolaylaştırdığını söylüyor. Doğru, ama işin tuhafı, teknoloji finansal işlemleri insansızlaştırırken aynı anda paranı ve verini birkaç şirketin eline bırakıyor. En basitinden, PayPal hesabın olmadan yurtdışına para göndermek hâlâ işkence. Wise var, Revolut var ama her ülke kabul etmiyor. Banka transferi desen, hâlâ “3-5 iş günü” muhabbeti. O kadar teknolojiye rağmen, 2026’da bile bazı bankalar Swift kodunu yanlış girersen parayı arada kaybediyor, sonra haftalarca peşinde koşturuyorsun. Geçen nisan, Almanya’dan Türkiye’ye 300 euro gönderdim, karşı banka “eksik bilgi” diye parayı iki hafta rehin tuttu.
Bir de üstüne, her işlemden komisyon kesiliyor. 2024 yazında, tatilde Yunan adalarında kartla ödemeye çalıştım. POS cihazı “şu banka kartı ister, şu kartı istemez” diye ayıklıyor, üstelik ödemeyi yapınca %3 masraf. Yani teknoloji, bankaların ve aracıların cebini dolduruyor, paranı eritiyor.
Aralık 2023’te Berlin’e dönerken 1 euro 32 lirayı geçmişti, ilk kez alışveriş yaparken TL’ye çevirince elim titredi. Türkiye’de iş yapan bir arkadaşım, her zamanki ithalat siparişini yarı yarıya azaltmıştı. Yabancı para yükselince fiyatlar yerli üründe bile durmuyor, herkes yeni etiket basıyor. Birkaç ayda insanların harcama alışkanlığı bile değişiyor; dün aldığın şeyi bugün karşılayamıyorsun.
Arkadaşıma “seni seviyorum” derken, sevgilime dediğimden daha çok heyecanlandığım günleri bilirim. Bir anda göz göze gelince elektrik mi aldım, yoksa kendi kafamda mı kuruyorum, ayırt etmek zor. Kadıköy Moda’da, 2024 yazında bir kafede üçümüz otururken, aradaki farkı en çok hissetmiştim: Arkadaşlıkta göz göze gelince gülersin, aşkta ise utançtan bakamazsın. Arkadaşınla sabaha kadar konuşursun, ama aşık olduğunda sessizlik bile anlamlı gelir. Aşkın riskini göze almak kolay değil; yanlış bir adımda hem kalbini, hem dostluğunu kaybedebilirsin. Arkadaşlık güvenli liman gibi, aşk ise fırtınalı deniz. O çizgiyi geçtikten sonra geri dönmek yok, ya her şey bambaşka güzelleşiyor, ya da olan bütün düzen patlıyor.
Banka kredisi almak için gereken teminat ve belgeler o kadar ağır ki çoğu esnaf veri kreditörüne başvuruyor — yüzde 8-12 faizle borç alıyor, sonra işletme batıyor. KOSGEB destekleri var ama başvuru süreci 3-4 ay sürüyor ve onay garantisi yok. En akıllı yol mikro finans kuruluşlarını deneyip, aynı anda muhasebeci ile yanında olmak — çünkü banka, sayılarını görmek istiyor, hikaye değil.
Geçen ay bankadan “hesabınıza giriş yapıldı” diye bir SMS geldi, o an anladım ki tek bir şifreye güvenmek büyük hata. Kimlik doğrulama uygulamaları (Google Authenticator gibi) hayat kurtarıyor, SMS koduna zaten eskisi kadar güven yok. Alışveriş yaptığım sitelerde sanal kart kullanıyorum, limiti 1000 TL’yi geçmiyor — Garanti’de, Akbank’ta kurulum iki dakikalık iş. Bilinmeyen bir numaradan arayıp banka görevlisiymiş gibi sorular soranlara direkt kapatıyorum, zaten banka asla şifre istemez. E-posta ile gelen PDF’lere dokunmam, özellikle son dönemde “Vergi Dairesi borç bildirimi” diye sahte ekstre yollayanlar türedi. Dolandırıcılar her geçen gün daha yaratıcı oluyor, özellikle Instagram’da “yatırdığın parayı ikiye katlayalım” diyen tipleri hiç sallamıyorum. Temel kural: Kolay para vadeden herkesten uzak dur, kredi kartı ekstresini her hafta gözden geçir. Şüpheli bir işlem görünce de bir saniye düşünmeden bankayı ara.
Haftada üç gün koşuya çıkınca kafamın içi ciddi anlamda sessizleşti. 2025 yazında Berlin’de, sabah altıda parkta koşmak, uykusuzluğun ve stresin gazını alıyor. Ama madalyonun öteki yüzü de var: Egzersiz bağımlılığına kayanlar da gördüm, spor salonunu terapiye çevirip kendini kandıranları da. Özetle kafa rahatlıyor ama dozunu kaçırmak ayrı dert.
Her gün 2 litre su içmek klişe gibi geliyor ama İstanbul’da 2024 yazında o sıcaklarda bir gün bile aksattığımda baş ağrısı yapışıp kalıyordu. Çay, kahve işi kurtarmıyor; bildiğin su lazım. Ofiste cam şişe koyup takibi kolaylaştırdım, bardak hesabı şaşıyor çünkü. Susamadan su içmek, tansiyonu da dengeledi bende—özellikle masa başı çalışanlara birebir.
Trafik Polisliği Genel Müdürlüğü 2026'nın başından itibaren sınav sistemini değiştirdi ve işler epey karıştı. Teorik sınav artık bilgisayar başında yapılıyor, kağıt testler kaldırıldı; ama internet bağlantı sorunları yüzünden atanamayan insanlar saatlerce bekliyor. Pratik sınav için ise araç bulma işi daha da zorlaştı—önceden kendi araçla gidebiliyordun, şimdi devlet tarafından sağlanan araçlarla sınava tabi tutuluyorsun ve bunlar çoğu zaman çok eski, debriyaj çekişi ağır oluyor.
Sınav merkezlerine randevu almak da sorunlu. Sistem 2-3 ay ileri dönüşleri gösteriyor, ama çoğu kişi iptal edilen slotlar yüzünden baştan kuyruğa gidiyor. İstanbul'da hala günlük 50-60 kişi sınava girebildiğine karşın talep 10 katı fazla. Sabrı taşanlar özel kurslara 5000 lirayı fırlatıyor, onlar da boş vaad veriyor. Sistem tam olarak oturtulana kadar şikayetler artacak—bu da bilinen bir gerçek.
Üniversitenin ilk yılında Kadıköy’de bir kafede çalışmaya başlayınca hayatım resmen rayına oturdu. Kendi harçlığını kazanmanın özgüveni bambaşka oluyor. Ayda 4000 lira alıyordum, kitaplarımı rahat alıp, arada arkadaşlarla dışarı çıkabiliyordum. En önemlisi, işte insan ilişkisi ve zaman yönetimi öğreniyorsun, okulda asla öğrenemeyeceğin şeyler bunlar.
2024’te Berlin’de, haftada dört gün spor salonuna gitmeye başladım. Dördüncü haftadan sonra sabahları uyanınca kafam daha net, sinirlerim daha sağlamdı. Özellikle iş stresini eve taşımamaya başladım; akşamları da o boşluk hissi yerine tatlı bir yorgunluk geliyor. Fiziksel değişim de cabası ama asıl kafa rahatlıyor, bunu net fark ettim.
Ankara'da ilk üniversiteye başladığım sene, taş gibi şehir. Kimse kimseye yanaşmıyor. 2012’de Kızılay’da bir kafede tek başıma oturuyorum, etrafımda herkes grupla. O zamanlar sosyal medyanın etkinliği bugünkü gibi değil, Tinder yok, Instagram yeni yeni patlıyor. Tanışmak istiyorsan ya okul kulüplerine yazılıyorsun ya da dersten sonra kantinde “Ne çalışıyorsun?” muhabbetine giriyorsun.
O dönemlerde en çok işime yarayan yöntem, ortak dersler ve kantin muhabbetleriydi. Bilgisayar Mühendisliği’nden bir arkadaş, “Gezginler Kulübü”ne yazdırdı beni. Oradaki bir gezi organizasyonunda iki kişiyle öyle samimi olduk ki, hâlâ her ay görüşürüz. O zamanlar uygulama falan yok, tamamen fiziksel ortamda, göz göze bakarak tanışıyorsun. Belki biraz sosyal kaygı ama bir yandan da samimiyet var.
Şimdi 2026’dayız. Özellikle İstanbul ve Ankara’da işler değişti. Bir mekânda biriyle göz göze gelmek, sohbet başlatmak eskisi kadar kolay değil. Herkes kulaklıkla, telefona gömülmüş. Geçen hafta Kadıköy’de bir kahvecide oturuyorum, masadaki kızın elinde iki telefon, biriyle story atıyor, diğeriyle mesajlaşıyor. Yüz yüze “Merhaba” dediğinde bir tuhaf bakıyorlar. Çünkü artık yeni insanlarla tanışmanın yüzde 70’i uygulama veya sosyal medya üzerinden dönüyor. Tinder, Bumble, hatta LinkedIn bile tanışma uygulamasına döndü. Ortak bir etkinlik, konser, tiyatro bile olsa çoğu kişi önce sosyal medya hesabını bulup stalk’lıyor, sonra yüzyüze iletişime geçiyor.
KPSS'yi geçtikten sonra bekleme dönemi başlıyor ve burada en önemli şey tercih sıralamanız. Sınav Denetmenleri Başkanlığı, başarı puanınıza göre bir aday listesi oluşturuyor; bu listeye girdiyseniz tercih ettiğiniz illere, kadrolarla eşleştiriliyorsunuz. Atama takvimi yıl boyunca yapılıyor, bazı dönemlerde hızlı bazılarında yavaş ilerliyor. İlk tercihleriniz tutarsa 3-6 ay içinde atama alabilirsiniz, ama bekleyen binlerce kişi var ve son sıralardaysanız bir seneyi de görebilirsiniz. Tercih sırasında gerçekçi davranın; hayalinizdeki şehir yerine kesin atama almak mı, yoksa uzun beklemek mi istediğinize karar verip o şekilde tercih yapın.
Halkın çoğunluğu sandıkta ne diyorsa doğrudur mantığı, bazen azınlığın sesini tamamen boğabiliyor. 2023’te İstanbul’daki bir üniversitede, bir öğrenci sadece hükümeti eleştirdi diye disipline verildi. Demokrasi lafını ağzından düşürmeyenler, ifade özgürlüğü işlerine gelmedi mi hemen susturmayı seçiyor. Sandık sonucu kutsal diye diye ülke nefes alamaz hale geliyor bazen.
Annemin 90’larda yaptığı o devasa pazar alışverişlerini hatırlıyorum; torbalar dolusu patates, domates, nohut… Evde her şey taze pişerdi, paketli gıda nadiren girerdi mutfağa. Şimdi ise 2026’da markete girince bir reyonun tamamı protein bar, glutensiz kraker, fit yoğurt. Akşam yemeğini iki dakikada mikrodalgada “sağlıklı” diye pazarlanan dondurulmuş bir şeyle geçiştirmek klasik oldu. Bence mesele, “light” etiketiyle satılan şeylerden uzak durup, yine eski tip yemeklere, temel ürünlere dönmekte. Mesela haftada bir tencere mercimek çorbası pişirince hem cebin yanmıyor, hem de o abuk sabuk katkı maddelerinden uzak duruyorsun. Sağlıklı beslenmek için illa chia tohumu peşinde koşmaya gerek yok; evde birkaç malzemeyle yapılan bir menemen, çoğu diyetten daha temiz. 90’ların mutfağına dönmek en sağlam yol.
Geçen sene Berlin’de gece uyuyamamaktan kafayı yiyordum, sabaha karşı 4’e kadar tavana bakıyordum. Akşam 9’dan sonra telefona, bilgisayara elimi sürmeyi bıraktım, odanın ışığını sarıya çektim, bir de kulak tıkacı taktım. Üç gün içinde 11 gibi sızmaya başladım. Ekran ışığı ve sessizlik, resmen uyku kalitesini katlıyor.
Geçen ay Eyüp’teki direksiyon sınavına girdiğimde yeni sistemin saçmalığını canlı canlı gördüm. Artık sınavda araçta iki kişi oturuyor: biri sınav görevlisi, diğeri ise tabletle puanlama yapan adam. Tabelada hız sınırı 30 yazıyor, adam “40’la git, yoksa eleyecem” diyor, başka biri “Kemerini 2 saniye geç taktın” deyip siliyor. 2025’ten beri video kaydı zorunlu, her hareketin kayda giriyor. Ehliyet almak iyice piyango olmuş, torpili olan geçiyor, olmayan bir daha 2000 lirayı gömüyor. Yıllardır “güvenli sürücü” yetiştirmekten bahsediyorlar ama sahada adam kayırma, saçma kurallar ve gereksiz stres dışında değişen bir şey yok. Baştan aşağı gereksiz bürokrasi, garabete dönüştü bu iş.
Geçen ay e-Devlet’ten SGK dökümüme baktım, hala 2007’deki yarım kalan staj günlerim görünmüyordu. En hızlı yol gerçekten e-Devlet; T.C. kimlik no ve şifreyle 2 dakikada öğreniyorsun. SGK’ya gitmeye falan hiç gerek yok, mobil uygulamadan da tıkır tıkır açılıyor. Bankada çalışırken herkesin primini patron yatırıyor mu diye sık sık kontrol ederdim, insanın içi rahat ediyor.
Tapu müdürlüğünde miras işlemi yaparken en sık takıldığın yer, veraset senedi çıkartmak için mahkemeye gidip gelmektir—hâkim imzası olmadan tapu hiç hareket etmiyor. Ölüm belgesi, vasiyetname (varsa), mirasçıların kimlik fotokopileri, emlak vergisi beyannamesi gibi evraklar da ayrı ayrı istenir ve bunlardan birinin eksik olması tüm işlemi durdurur. Ayrıca borç varsa banka ipotek kaldırmayı israr eder, bu da haftalar uzatır. Avukat tutmaktan daha iyi yol, tapu müdürlüğüne gidip hangi belgeler lazım olduğunu yazılı olarak öğrenmektir—sözlü söyleneni hiç tutmazlar.
Yatakta telefonla oyalanınca kafamı yastığa koyduğumda uyuyamıyorum, sabaha kadar dönüp duruyorum. İstanbul’da 2025 kışı, bir haftada üç geceyi böyle mahvettim. Uyku kalitesi için ilk iş, yatmadan en az bir saat önce ekrana bakmayı bırakmak. Klasik oldu ama işe yarıyor, mavi ışık beynin ayarını bozuyor. Akşam yemeğinden sonra kafeini tamamen kestim, çay bile içmiyorum artık. Odanın serin (20 derece ideali), karanlık ve sessiz olması da fark ediyor. Bir de, gece 12’yi geçmeden uyuyunca sabah alarmı duymadan uyanabiliyorum. Uyumadan önce beş dakika nefes egzersizi iyi geliyor, denemeyen varsa öneririm.
2025’te yönetmelik değişince işler iyice karmaşıklaştı. Direksiyon sınavındaki kamera zorunluluğu yüzünden, küçücük şehirlerde bile “şarj bitti, kayıt alınmadı” gibi saçmalıklarla sınavlar iptal oldu. Ankara’da, Çankaya’da 17 yaşındaki kuzenim üç kere sınava girip çıktı, her seferinde teknik arıza bahanesiyle puanı geçersiz sayıldı. Online teorik sınav ise kopya skandalı patlayınca tekrar eski usule döndü, artık herkes sabah 8’de salonlarda kuyruk. Yeni adaylardan adli sicil kaydı istenmesi de insanı çileden çıkarıyor; trafikte sabıkası olmayan ama bir kere dükkan kavgasına karışanın ehliyet hayali suya düşüyor. Tek elle direksiyon, telefonla konuşma gibi “gözle tespit” maddeleri eklenince de sınav komisyonunun keyfi uygulamaları daha da arttı. İşin özü, daha kaliteli şoför yetişir zannedildi ama asıl değişen şey, herkesin daha fazla vakit ve para harcaması oldu.
Ankara’da 2023 sonbaharında spor salonuna yazıldığımda, “kilo almak” diyenin başına neler gelebileceğini tam bilmiyordum. Hızlıca fark ettim ki tek başına hamburger ya da lahmacun gömmek değil mesele, hatta işin kolay kısmı orası. Dengeli artış için pirinç, yulaf, avokado, fıstık ezmesi gibi kalori bombası ama temiz gıdalar devreye girdi. Her gün 3 ana, en az 2 ara öğün. Gece yatmadan önce yoğurtlu muz karışımı gibi uyduruk ama işe yarayan taktikler. En kritik detay: ağırlık antrenmanı olmadan alınan kilo çoğu zaman yağ olarak geliyor, kasdan ziyade göbek büyüyor. Bir de whey protein olayını araştırmadan, reklama aldanmadan almak lazım. Benim gibi “yiyip de kilo alamıyorum” diyenler, detaylı kan tahliliyle başlasın, tiroid gibi sürprizler de çıkabiliyor.
00
Kripto desen, başka bir dünya. Binance 2022’de İstanbul’da ofis açtı, millet sevindi; “Artık hızlı para göndereceğiz!” dediler. Ama fark ettim ki, herkes kriptoyu anlık para transferinden çok kumar gibi kullanıyor. Türkiye’de hâlâ çoğu yerde kriptoyla ödeme yapamıyorsun. O kadar uygulama var ama zincir markette ekmek alırken kullanamıyorsun, çünkü regülasyon hâlâ taş devrinde.
Mobil bankacılık güzel, zamandan kazandırıyor. Ama güvenlik mi? 2025’te arkadaşın hesabı mobil uygulama üzerinden hack’lendi, 15 bin TL gitti. Banka “sorumluluk sende” dedi, olay kapandı. En gelişmiş teknolojiyi koyuyorsun ama müşteri yine güvende değil. Hele bir de kullanılmayan, aktif olmayan karttan üyelik ücreti çekmeler… Adamlar sistemi algoritmaya bağlamış.
Yani teknoloji finansı hızlandırdı ama aynı zamanda garip bir güvensizlik, muamma ve gizli maliyetler getirdi. Artık para, kağıttan çok dijital bir izin belgesi. Herkesin hesabı, geçmişi, limiti, hareketi izleniyor. Kağıt para seni özgür bırakıyordu, şimdi sistemin insafına kaldın. Kapanan uygulama mı, çöküş mü, yanlış tık mı… Bir anda parasız kalıyorsun.
Teknolojiyle finansal işlemler uçmuş gibi görünüyor, ama her şeyin izi sistemde. Birileri “kolaylık” diye sattığı şeyin bedelini, gizli gizli senden komisyon, veri, özgürlük olarak kesiyor. Bunu da gözden kaçırmamak lazım.
00
Bir de yerel Facebook grupları, WhatsApp toplulukları, Discord sunucuları var. Geçen ay İstanbul’da “Sıfırdan Yabancı Dil” etkinliğine gittim, yüzde 90’ı daha önce Discord’da konuşmuş. Orada buluşup gerçek hayata taşıyorlar. Artık tanışmanın ilk adımı dijital, sonra fiziksel. Kimse kafadan samimi olmak istemiyor, önce bir “araştırayım bu tip güvenilir mi?” kafası var.
Kulüp, dernek, kurs gibi oluşumlar hâlâ çalışıyor ama eski tadı yok. Yine de mesela yoga atölyeleri, kitap kulüpleri, masa oyunları kafeleri hâlâ yeni insanlarla kaynaşmak için güzel zeminler. Özellikle 30 yaş üzeri için bu tür ortamlar altın değerinde. Çünkü belirli bir yaşın üstünde kimse “merhaba ben yeni taşındım, arkadaş olmak isterim” demiyor, biraz daha dolaylı davranıyor.
Ama şunu net söyleyeyim: Gerçek bağlantı hâlâ fiziksel ortamda başlıyor. Dijitalde ön tanışma oluyor, ama karakter uyumu, frekans, samimiyet illa ki yüzyüze belli oluyor.
Eskiden insanlar apartman önünde “Çay içer misin?” diye kapıyı çalardı, şimdi kimseye habersiz gitmek ayıp. Ama hâlâ cesaret edip de göz göze gelip, iki lafın belini kırabilen biri varsa, o şehirde yalnız kalmaz. Taktik belli: Ya ortak ilgi alanlarında takılacaksın ya da dijitalde başlayıp, cesaret edip gerçek hayata taşıyacaksın.