Salona masa koyup, üzerine marketten alınma yulaf, avokado ve bir kavanoz fıstık ezmesi dizince sağlıklı beslenme halleri başlamıyor. Pandemi zamanı evde otura otura kilo alan biriyim, 2020’den beri bu işin kitabını yazdım. Buzdolabına kocaman bir “Çikolata yok, canın sıkıldı diye yemek yok” post-it’i asmakla da olmuyor, denedim.
İlk iş, mutfağı düzenlemek. Göz önünde ne varsa gece yarısı saldırısı kesin. O yüzden çekmecede çikolata, cips bulundurmak yasak. Yerine ne koydum? Bol yeşillik, domates, haşlanmış yumurta... Sabah kalkınca gözüm otomatikmen onlara kayıyor. Market alışverişinde de kural belli: Açken gitmeyeceksin. Açken alınan “sağlıklı atıştırmalık” diye satılan ballı barlar, eve gelince çöpün en altında kalıyor. Zaten 2025’te Migros’ta reyonda “fit bar” diye satılan şeyin yüzde yetmişi şeker, kimse anlatmasın bana.
Bir de yemek hazırlama işi var. Yemek yapmak zor gelince dışarıdan söyleme riski artıyor. O yüzden pazar akşamı 2 saatimi mutfakta geçirdim mi, haftanın geri kalanı rahat. Bir tencere mercimek çorbası, koca tava sebzeli fırın tavuk, yanında bol bol yeşillik… Pratik işler. Abartmaya da gerek yok. “Her gün farklı smoothie tarifi deneyeceğim” diye heveslenip ikinci gün bırakanlardanım.
Tatlı krizi gelirse, meyve doğrayıp üstüne bir kaşık yoğurt atıyorum. Gerçekten o an kurtarıyor. Yoksa gece 2'de Nutella kavanozuna çatal sokma günleri geri geliyor. 2023 kışında karantinanın 3. haftasında, 1 litre dondurmayı oturup bitirmiştim; midem hâlâ bana trip atıyor.