İstanbul’da büyüdüm, 90’ların sonu. Apartmanda herkes birbirini tanırdı, evlerin anahtarları paspas altındaydı. Annem bir tabağa dolma koyar, “Şunu Fatma ablaya götür” derdi. Kapı tıklanmadan açılır, içeride pijamayla oturan komşu “Gel bakayım” diye çağırırdı. Ama kimse, kimsenin özelini didikleyip kurcalamazdı. Herkes haddini bilirdi. O zaman bile “kapı çalınmadan girilmez” diye bir kural vardı, biri o çizgiyi aşarsa mahallede hemen duyulurdu. Dedikodu başka, haddini aşmak başka.
2014’te Ankara’ya taşındım, taşınır taşınmaz üst kattaki teyze koltuklar gelmeden ziyarete geldi. “Soba mı kuracaksınız, doğalgaz mı?” diye sordu, direkt konuya daldı. O an anladım, bazı insanlar samimiyetle patavatsızlığı karıştırıyor. Sınır koymazsan, günlerce elektrik faturanı bile merak eder hale geliyorlar. Bir gün apartman toplantısında, komşulardan biri “Senin çocuğun bu sene hangi okula gidiyor?” diye ortalığı yokladı. Net cevap verdim: “Özel mesele, konuşmayalım.” O günden sonra mesafeyi herkes hissetti.
Son birkaç yılda, özellikle büyük şehirlerde sınır çizmek daha da önemli hale geldi. İnsanlar bir yandan eski mahalle kültürünü özlüyor, bir yandan da kapılarına kilit üstüne kilit takıyorlar. Özellikle pandemi zamanı (2020-2022 arası), kimse kimseye yaklaşmak istemedi. Kapıya gelen kuryeye uzaktan bakıp, “Poşeti yere bırak” diyenler bile komşusuna iki metre mesafeden konuşmaya başladı. Garip ama gerçek; fiziksel mesafe sosyal mesafeye de yansıdı.
Şimdi Almanya’dayım. 2023’ten beri küçük bir kasabada yaşıyorum. Burada kimse kapını çalmaz, selam verir, yoluna devam eder. Çöp kutusunu bile yanlış yere koysan direkt belediyeye şikayet ederler, “kardeşim, bu yanlış” diye suratına söylemezler. Başta yadırgadım, sonra rahatladım. Kimse hayatıma karışmıyor, ben de kimseninkine karışmıyorum. Buradaki sınır anlayışı, Türkiye’dekiyle tamamen zıt. Biri haddini bilmek, diğeri resmen duvar örmek gibi.
Bir noktadan sonra şunu anladım: Sınır koymayınca, samimiyet adı altında özel hayatın delik deşik ediliyor. Özellikle şehir yaşantısında, “herkesle kanka olacağım” kafası insanı yoruyor. Net olmak şart. “Buraya kadar, sonrası bana ait” diyebiliyorsan hayat kolaylaşıyor.
Ama şu var, sınır çizmek demek insanlıktan çıkmak değil. Bayramda bir tabak baklava götürürsün, cenazede omuz verirsin, hastaya hal hatır sorarsın. Ama içini, cebini, aileni didiklemelerine gerek yok. Samimi ama mesafeli; eski usul nezaket, modern çağda altın değerinde.
2014’te Ankara’ya taşındım, taşınır taşınmaz üst kattaki teyze koltuklar gelmeden ziyarete geldi. “Soba mı kuracaksınız, doğalgaz mı?” diye sordu, direkt konuya daldı. O an anladım, bazı insanlar samimiyetle patavatsızlığı karıştırıyor. Sınır koymazsan, günlerce elektrik faturanı bile merak eder hale geliyorlar. Bir gün apartman toplantısında, komşulardan biri “Senin çocuğun bu sene hangi okula gidiyor?” diye ortalığı yokladı. Net cevap verdim: “Özel mesele, konuşmayalım.” O günden sonra mesafeyi herkes hissetti.
Son birkaç yılda, özellikle büyük şehirlerde sınır çizmek daha da önemli hale geldi. İnsanlar bir yandan eski mahalle kültürünü özlüyor, bir yandan da kapılarına kilit üstüne kilit takıyorlar. Özellikle pandemi zamanı (2020-2022 arası), kimse kimseye yaklaşmak istemedi. Kapıya gelen kuryeye uzaktan bakıp, “Poşeti yere bırak” diyenler bile komşusuna iki metre mesafeden konuşmaya başladı. Garip ama gerçek; fiziksel mesafe sosyal mesafeye de yansıdı.
Şimdi Almanya’dayım. 2023’ten beri küçük bir kasabada yaşıyorum. Burada kimse kapını çalmaz, selam verir, yoluna devam eder. Çöp kutusunu bile yanlış yere koysan direkt belediyeye şikayet ederler, “kardeşim, bu yanlış” diye suratına söylemezler. Başta yadırgadım, sonra rahatladım. Kimse hayatıma karışmıyor, ben de kimseninkine karışmıyorum. Buradaki sınır anlayışı, Türkiye’dekiyle tamamen zıt. Biri haddini bilmek, diğeri resmen duvar örmek gibi.
Bir noktadan sonra şunu anladım: Sınır koymayınca, samimiyet adı altında özel hayatın delik deşik ediliyor. Özellikle şehir yaşantısında, “herkesle kanka olacağım” kafası insanı yoruyor. Net olmak şart. “Buraya kadar, sonrası bana ait” diyebiliyorsan hayat kolaylaşıyor.
Ama şu var, sınır çizmek demek insanlıktan çıkmak değil. Bayramda bir tabak baklava götürürsün, cenazede omuz verirsin, hastaya hal hatır sorarsın. Ama içini, cebini, aileni didiklemelerine gerek yok. Samimi ama mesafeli; eski usul nezaket, modern çağda altın değerinde.
00