90’larda annemin ev telefonuna gelen “Bankadan arıyoruz, kredi kartı numaranızı teyit edebilir miyiz?” tipi aramalara annem gayet safça “Tabii, hemen söyleyeyim” diye yanıt verirdi. O zamanlar internet yok, insanlar “dolandırıcılık” kelimesine bile yabancı. En fazla kötü niyetli esnaf görmüşsündür, o da sana açık açık bozuk terazide hile yapar, gözünün önünde.
Şimdi 2026’da ise işler bambaşka. Akıllı telefonların, mobil bankacılığın ve son yıllarda patlayan kripto para sevdasının olduğu bu ortamda, dolandırıcıların metotları evrim geçirdi. Artık sesini bile duyduğun adamın gerçek mi yapay zekâ mı olduğu belli değil. 2025’te İstanbul’da yaşanan deepfake dolandırıcılığında adam, patronunun WhatsApp’taki sesli mesajını birebir taklit ettirmiş; muhasebeciye “Acil devir işlemi yap” dedirtmişti. Para gitti, patron şaşkın.
En temel tedbir, işin psikolojik boyutunda yatıyor. Anlık panik yaratmak: “Acilen şunu yapmazsan hesabını bloke edeceğiz”, “Polisten arıyoruz, şimdi adresine geleceğiz...” Klasik numara. Benim önerim, birisi aceleyle bir şey istiyorsa, nefes al, telefonu kapat ve kendin bankayı, kurumu arayıp doğrula. Kendi aradığın numaradan yani, Google’da bulup.
Bir de kimlik bilgileri konusu var. 2010’larda T.C. kimlik numarasını vermek falan sıradan, şimdi bırak T.C.’yi, annenin kızlık soyadını bile paylaşmayacaksın. Çünkü o bilgiyle birileri senin adına kredi çekebilir, kendi gözümle gördüm; Kartal’da bir tanıdık 2024’te adına on beş bin liralık ihtiyaç kredisi çekildiğini bankadan gelen icra tebligatıyla öğrenmişti.