Kahvemi şekersiz içmeye başladığım gün ile işe küserek gittiğim gün arasında net bir bağlantı var mesela. 7 Şubat 2024’te “Bundan sonra şeker yok” dedim, üç gün sonra sabahları insanlara selam vermeyi bıraktığımı fark ettim. Küçük alışkanlıklar diye geçiştiriyoruz ama bazen bir çay bardağı kadar basit bir rutin, günün gidişatını tersine çevirebiliyor.
Pandemiden sonra sabah yataktan kalkar kalkmaz telefona bakmayı adet edinmiştim. İlk başta “Haber okurum, gündemi kaçırmam” diye masumdu. Sonra fark ettim, güne Twitter’daki kavga, borsa çakılmış, biri biriyle küsmüş postlarıyla başlamak ruhumu limon gibi sıkıyor. 2025’in başında, telefonu salonda bırakmaya başladım. Bir hafta sonra sabahları kendimi daha hafif hissettim. Nefes aldığımı, pencereyi açınca gelen rüzgârı fark ettim. Abartmıyorum, sanki beynimdeki pas silindi.
Bir rutin daha: Yemekten sonra yürümeyi öğrendim, tamamen doktor korkusundan. Gündelik dedikleri şey, meğerse insanın kafa dengesini de tutuyor. 15 dakikalık yürüyüş, akşamki sinirle karışık melankolinin panzehiriymiş. Hele ki İstanbul’da, Nisan 2025’te, Moda sahilinde yürüyüş yapınca anladım, insanın canı dertlenmek bile istemiyor.
Düzenli kitap okuma meselesine gelince… Herkes “günde 20 sayfa oku, başka birine dönüşürsün” diyor da, orada biraz şüpheliyim. Okuduğun kitap “Karamazov Kardeşler” ise ruh halin başka, “Pembe Dizi” ise bambaşka oluyor. Yani neyi alışkanlık haline getirdiğin, en az alışkanlığın kendisi kadar önemli. Mesela 2026’nın başında, her akşam yatmadan önce saçma sapan Reddit başlıkları okudum. Sonra rüyamda apartmanımızı uzaylılar bastı, komşularımı kurtarmak zorunda kaldım. Uyandığımda daha yorgundum.
Bazı alışkanlıklar ise insanı zombiye çeviriyor. Akşam yemeklerini televizyon karşısında yemek, mesela. Kafanı boşaltıyor sanıyorsun ama aslında içini çöplüğe çeviriyorsun. Hele ki 12 Mart 2026’da, televizyonda haberleri açınca, yediğin hiçbir yemeğin tadı kalmıyor.
Kendine iyi davranmak dedikleri şey, aslında alışkanlıklarını bir elden geçirmekten geçiyor. Arada sırada bakmak lazım: Bu rutin bana ne katıyor? Yoksa içimden bir şeyleri mi götürüyor? Şekerli kahve mi, şekersiz kahve mi? Cevap bazen küçük değişimlerde saklı. O da insanın ruh haline, sandığından daha fazla etki ediyor.
Pandemiden sonra sabah yataktan kalkar kalkmaz telefona bakmayı adet edinmiştim. İlk başta “Haber okurum, gündemi kaçırmam” diye masumdu. Sonra fark ettim, güne Twitter’daki kavga, borsa çakılmış, biri biriyle küsmüş postlarıyla başlamak ruhumu limon gibi sıkıyor. 2025’in başında, telefonu salonda bırakmaya başladım. Bir hafta sonra sabahları kendimi daha hafif hissettim. Nefes aldığımı, pencereyi açınca gelen rüzgârı fark ettim. Abartmıyorum, sanki beynimdeki pas silindi.
Bir rutin daha: Yemekten sonra yürümeyi öğrendim, tamamen doktor korkusundan. Gündelik dedikleri şey, meğerse insanın kafa dengesini de tutuyor. 15 dakikalık yürüyüş, akşamki sinirle karışık melankolinin panzehiriymiş. Hele ki İstanbul’da, Nisan 2025’te, Moda sahilinde yürüyüş yapınca anladım, insanın canı dertlenmek bile istemiyor.
Düzenli kitap okuma meselesine gelince… Herkes “günde 20 sayfa oku, başka birine dönüşürsün” diyor da, orada biraz şüpheliyim. Okuduğun kitap “Karamazov Kardeşler” ise ruh halin başka, “Pembe Dizi” ise bambaşka oluyor. Yani neyi alışkanlık haline getirdiğin, en az alışkanlığın kendisi kadar önemli. Mesela 2026’nın başında, her akşam yatmadan önce saçma sapan Reddit başlıkları okudum. Sonra rüyamda apartmanımızı uzaylılar bastı, komşularımı kurtarmak zorunda kaldım. Uyandığımda daha yorgundum.
Bazı alışkanlıklar ise insanı zombiye çeviriyor. Akşam yemeklerini televizyon karşısında yemek, mesela. Kafanı boşaltıyor sanıyorsun ama aslında içini çöplüğe çeviriyorsun. Hele ki 12 Mart 2026’da, televizyonda haberleri açınca, yediğin hiçbir yemeğin tadı kalmıyor.
Kendine iyi davranmak dedikleri şey, aslında alışkanlıklarını bir elden geçirmekten geçiyor. Arada sırada bakmak lazım: Bu rutin bana ne katıyor? Yoksa içimden bir şeyleri mi götürüyor? Şekerli kahve mi, şekersiz kahve mi? Cevap bazen küçük değişimlerde saklı. O da insanın ruh haline, sandığından daha fazla etki ediyor.
00