Ankara’da yaşayan biri olarak Kocatepe Camii’nin arkasındaki küçük parkta sabah 7’de yürüyüş yapınca, kuş sesleriyle uyanmak hâlâ mümkün. Metrodan çıkıp, iki durak yürüyerek Botanik Parkı’na uğrayınca bile şehirde betonun ortasında çimen kokusu almak garip bir lüks gibi geliyor. Büyük şehirde doğaya dokunmak için illa Belgrad Ormanı’na, Polonezköy’e kaçmak gerekmiyor; her mahallede gizli kalmış minik parklar veya yol kenarındaki yaşlı çınar bile günü kurtarabiliyor. Marketten alınan meyveyi, apartmanın önündeki bankta yemek bile, evde ekrandan bakmaktan daha gerçek bir doğa teması. Bir de bisiklet işini ciddiye alıp, arabaları takmadan, sabahın köründe boş yollara çıkarsan şehir apayrı yüzünü gösteriyor. En önemlisi, doğayla temas için büyük anlar beklemeye gerek yok; iki adım dışarı çıkıp kafayı kaldırmak yetiyor bazen. Tecrübeyle sabit: Yeter ki şehirde gözün, doğayı aramak istesin.
00