2022’de bir anda gelen döviz zıplamasıyla elimdeki birikimin yarısının eridiğini gördüm, o gün anladım parayı plansız harcamanın ne kadar riskli olduğunu. Özellikle kira, fatura ve market masrafları bu hızla artarken aylık detaylı harcama tablosu hazırlamak şart oldu. Mesela ocakta, sadece 4 ay sonrası için küçük bir acil durum fonu ayarladım, Nisan’da işten çıkınca o fon sayesinde kira gecikmedi. Her ay kredi kartı ekstresini telefonda değil, oturup bilgisayardan, kalem kağıtla kontrol etmeye başladım. Bir de, harcamaları kategorilere ayırınca nereye ne kadar gereksiz para gittiği çok net ortaya çıkıyor. Düşük faizli bir otomatik ödeme ile gereksiz gecikme faizinden kurtuldum. Bir gün bir kriz patlayınca “Keşke plan yapsaydım” demektense, baştan biraz emek harcamak insana ciddi rahatlık veriyor.
Banka kartıyla alışveriş yapınca o para “benim değilmiş gibi” geliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir. 2022’de İstanbul’da ev kiraları bir yılda iki katına çıkınca, cebindeki paranın değerini anlamayan herkes ortada kaldı. Hesap kitap bilmeyen, kredi kartı ekstreleriyle sabah mahmuru gibi yüzleşiyor. Paran varsa kral, yoksa borçlar kraliçesi oluyorsun, başka yolu yok.
Limit aşımına bir kez yakalanınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor, 2024 yazında bunu kendi cebimde hissettim. Özellikle harcama takibini aksatınca ekstre şişiyor, insan “nasıl oldu bu” diye kalakalıyor. Market alışverişinde ya da internetten teknoloji alışverişinde “puan, taksit” gazına gelmemek lazım; o puanlar genelde büyük alışverişleri teşvik ediyor, bana yarardan çok zarar getirdi. Asgari ödeme tutarı belası var, onu ödeyince borç azalmıyor, üstüne faiz biniyor, üç ayda katlanıyor. Ekstreyi en az iki kez inceleyip, gereksiz abonelikleri yakalamak şart. Bir de, kartı online işlem için sürekli açık bırakmak ciddi risk, hacklenen arkadaşlarım oldu, işin sonunda uğraştırıyor. Güvenliğe ve harcama kontrolüne dikkat etmeden kart kullanmak, insanı bir anda borç batağına sokuyor.
Son iki senede İstanbul Kapalıçarşı’da döviz büfelerinin önü hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. 2023 yazında dolar 27 lirayı geçerken yaşanan şoku daha unutmadık. Herkes “sebep ne” diye birbirine soruyor. Döviz kurları öyle sadece faiz veya enflasyon yüzünden oynamıyor. Türkiye gibi dış borcu yüksek, ihracatı ithalatını karşılamayan bir ülkede; bir sabah ABD’den gelen bir faiz kararı, ya da Ortadoğu’da patlayan bir kriz, anında dövizi zıplatıyor. Rezervler azaldığında Merkez Bankası müdahale etse de o da sonsuz değil. Bir de spekülasyon var: WhatsApp gruplarında “dolar uçacak” dedikodusu bir anda piyasaya yayılıyor, insanlar panikle TL’sini bozuyor. İşin garibi, bazen gerçekler değil, beklentiler kurları asıl fırlatan şey oluyor.
İnsan 45 yaşını geçince sabahları ilk düşündüğü şey “kaç param var, yetiyor mu” oluyor. Hele 2026’da, İstanbul’da yaşıyorsan ve kiralar 25 bin lirayı geçmişse, emekliliği şansa bırakmak tam delilik. Uzun vadeli birikim şart. Ben her ay dolar ve altın biriktiriyorum, çünkü mevduat faizi enflasyonun yanında su. Ayrıca, mutlaka sağlıklı kalmak için ek sağlık sigortası yaptırmak gerekiyor, yaş ilerleyince devlet hastaneleri yetersiz kalıyor. Son olarak, emeklilik için 20-25 yıl önceden Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) girmek çok fark ettiriyor; devlet katkısı ciddi para bırakıyor kasada. Kredi kartı borcuyla emeklilik hayal olmaz, bunu da not düşeyim. Emeklilikte rahat etmek için şimdiden taşın altına elini koymak şart.
Hisse senedi mi banka mevduatı mı? Kripto para mı devlet tahvili mi? Aynı 100 bin lirayı farklı yerlere koyduğunda 5 yıl sonra ne kalıyor, onu hesapladın mı hiç?
Banka mevduatı en güvenli ama en zayıf. 2026'de faiz oranları düşüyor, reel getiri negatif. Devlet tahvili biraz daha iyi, risk az ama enflasyonun üstüne çıkmazsan işin bitmiş. Hisse senedi oynaklı, şirket seçmek gerekir; Borsa İstanbul'da temettü veren şirketler var ama araştırma yapmayan para kaybeder. Kripto paranın ise dün 45 bin dolar, bugün 38 bin—bu oyunda uyku uyuyabilecek misin?
Başında ne kadar paranız var, kaç senelik ufkunuz, bir anda paraya ihtiyaç duyabilir misiniz—bunlar belirleyici. Bütün yumurtaları bir sepete koymak hata, ama hiç risk almamak da enflasyonun eline düşmek demek.
Birine sır veriyorsun, üç gün sonra başka birinden duyuyorsun. 2023’ün sonbaharında, üniversiteden yakın bir çocuk vardı; güven tam, sohbetler derin. Sonra bir akşam, kendi anlattığım bir şeyi başka bir arkadaşımın dilinden pat diye işittim. O an içimde bir şey kırıldı, ne kadar toparlamaya çalışsam da eskisi gibi güvenemiyorum.
Bir arkadaşın zor anında yanında olmamak, sonra o da senin krizinde kaybolmak—işte böyle ilişkiler yavaş yavaş soğuyor. Karşılıklı destek olmayan arkadaşlık tek yönlü bir yol, birisinin her zaman veren, diğerinin alan tarafta kalması demek. Biri gece yarısı telefonunuza çıkıyor, diğeri mesaj bile yanıtlamıyorsa, o bağ zamanla kopuyor. Gerçek arkadaşlık bu denli basit: birbiriyle kaldığınız zaman, birbiriyle de düştüğünüz zaman.
E-Devlet’te “SGK Tescil ve Hizmet Dökümü” kısmı resmen hayat kurtarıyor. Sabah 03:00’te bile bakabiliyorum, kimseye muhtaç olmadan. Müdürlükte sıraya girip beklemek, kağıt doldurmak falan tarihe gömüldü. Mobil uygulamadan da gir, 4A-4B-4C fark etmez, hepsi önüne dökülüyor; üşenmeyen yazıcıdan çıktısını da alıyor.
Bir kere kırıldı mı, o eski kafa rahatlığı dönmüyor. Liseden çok yakın bir arkadaşım, 2023 yazında, arkamdan benimle ilgili bir şeyi bir başkasına aktarmıştı. O gün bugündür, konuşuyoruz ama o içimdeki “bana her şeyiyle güvenir” duygusu gitti. İnsan ister istemez daha mesafeli davranıyor, anlatmak istediğini de seçiyor. Birine güvenmek için yıllar harcıyorsun, tek bir cümleyle yılların üstü çiziliyor. Tavsiye: Eğer aranızda bir yanlış olduysa, açık açık konuşup kendi hislerini ortaya dökmek şart. Susup sineye çekince, o içtenlik zaten geri gelmiyor. Bir daha da eskisi gibi kahkahalarla konuşamıyorsun, bu net.
2026’da hâlâ “devlet bana bakar” kafasıyla hareket eden varsa, ciddi şekilde yanılıyor. Daha geçen ay, İstanbul’da emekli maaşı 10.000 TL’ye dayandı, markette bir haftada 2.000 TL gitti. Bankaların promosyonları cazip görünüyor diye bütün geleceği bunlara bağlamak saçmalık. Yatırım çeşitliliği şart: Dolar, altın, Bist30 hissesi, arsa… Hepsinden azar azar toplamak lazım. Kimseye “tek maaşla idare edilir” masalı anlatmasınlar. 65 yaşında hâlâ kira ödemek istemiyorsan, en azından başını sokacak bir yer şart. Sağlığa yatırım da atlanmamalı; yaş ilerleyince özel hastaneler cep yakıyor, devlet hastanesinde günlerce randevu beklemek zulüm. “Emekliliği beklerken daha çok çalışmak” gıcık bir öneri gibi ama başka çare yok, açık konuşayım.
İki yıl boyunca aynı evde yaşadığım üniversite arkadaşım, cebimdeki son 50 lirayı isteyince bile tereddüt etmedim çünkü her lafı tuttu, tek bir yalanını yakalamadım. İtimat lafla değil, küçük detaylarda, aksi çıkmayan sözlerde birikiyor. İnsan bir kere kandırıldığında, bir daha kolay kolay eski güveni kuramıyor. Herkes konuşur, ama verdiği sözü tutan nadir; işte asıl güven de orada başlıyor.
Geçen sene Eylül’de, beş yıllık dostluğum bittiğinde salonun ortasında öylece kalakaldım. Telefonda konuşacak kimseyi bulamamak, bir anda şehirdeki tüm mekanların anlamsız hale gelmesi tuhaf bir boşluk yaratıyor insanda. Her sabah aynı kafede kahve içtiğimiz yere tek başıma gidince, garson bile “Diğerini göremiyoruz, umarım iyidir” deyince canım sıkıştı. Bir süre her yere yalnız gittim, bazen kafede oturup kitap okudum, bazen sokakta amaçsız dolaştım. Zamanla şunu fark ettim: Yalnızlığa alışmak için kendine küçük rutinler yaratmak gerekiyor. Sabah yürüyüşleri, tek başına sinema, hatta market alışverişini bile seremonik hale getirmek. İlk üç ay çok zor geçti ama ardından kendi başıma da iyi vakit geçirebildiğimi gördüm. Yalnızlık bazen insanı büyütüyor, ama acısı geçene kadar biraz sabır ve kendine iyi davranmak şart.
2025’te direksiyon sınavlarını kısalttılar, 35 dakikadan 25 dakikaya düştü. Artık park ve rampa kalkış kısmı daha kritik, hata toleransı sıfıra yakın. Teorik sınav ise tamamen tablet üzerinden, eski kitapçık devri bitti. Ankara’da kurslar artık haftada iki kere deneme sınavı yapıyor, kimse şansa bırakmasın diye.
2022’de Ankara’da sınava girip 84 puan aldım, hala bekliyorum. Atama dediğin şey torpilin adını kodla yazmak gibi bir şey olmuş. Merkezi atamada kontenjanlar komik derecede az, mülakatlarda kafalarına göre eliyorlar. KPSS puanını alıp, “hadi bakalım ne zaman sıra gelecek?” diye yıllarca beklemek, psikolojik eziyet resmen. Bu kadar insanı umutlandırıp sonra aylarca, yıllarca süründürmek devletin vatandaşa yaptığı en büyük ayıp.
Mentol olmadan çiğnenen sakız, ferahlık hissini vermiyor ama ağız sağlığı konusunda da eksik kalıyor. Özellikle iş yerinde, uzun toplantılarda mentolsüz sakızla idare ettiğim çok oldu. İstanbul’da bir zincirden aldığım sade sakız, nefesi taze tutmak bir yana; bir saat sonra ağzıma garip, yapışkan bir tat bıraktı.
Mentolsüz sakızların en büyük handikabı, antibakteriyel etkiyi sağlayamaması. Mentol, dilin üzerindeki bakterilerin ve plak oluşumunun azalmasına yardımcı oluyor. Sırf tazelik değil yani olay; ağızdaki flora üzerinde kimyasal olarak etkili. Mentolsüz çiğneyince, ağzın içindeki kötü koku da bastırılmıyor. Özellikle sigara içen birinin nefesi, sade sakızla ancak bir-iki dakika idare edebiliyor. Sonrasında daha beter bir burukluk kalıyor.
Şekersiz sakız, tükürük salgısını artırdığı için asidik ortamı nötralize ediyor, diş çürüklerini biraz önlüyor. Ama mentol olmadığında, bu etki ciddi şekilde azalıyor. 2023’te bir diş hekiminin söylediği şuydu: “Mentol, sadece tazelik değil; hafif antiseptik etki de yapıyor.” O yüzden mentolsüz olanları genelde çürük riski yüksek çocuklar için öneriyorlar ama yetişkinlerde pek işe yaramıyor.
Arka arkaya üç gün squat yaptıktan sonra üstüne yürüyememek gibi bir şey yok. Geçen ay, Mart başı gibi, Kadıköy’de ilk kez spinning dersi denedim. Ertesi gün bacaklarda yangın vardı, klasik. İlk iş: duş sonrası kaslarıma bolca magnezyum yağı sürdüm, ciddi şekilde faydasını gördüm. Sonra bol su içtim, saçma ama gerçekten işe yarıyor. Soğuk compress da işi hızlandırıyor, özellikle buzlu havlu bacaklara sardığında ağrı baya azalıyor. Isınmadan direkt antrenmana girenler zaten çomağı kendi bacağına sokuyor, onu da belirteyim. Son olarak, hafif tempolu yürüyüş veya esneme hareketleri de ertesi gün felç gibi dolaşmana engel oluyor.
Geçen yıl Kadıköy’de bir spor salonunda deli gibi çalışırken antrenör, “Senin ihtiyacın yok, paranı yeme” demişti. Normal beslenmeyle rahatlıkla karşılanabiliyor; tavuk, yoğurt, yumurta derken günlük protein hedefini tutturmak mesele olmuyor. Yarışmacı sporcuysan belki mantıklı, ama masa başı çalışan birinin elinde shaker’la dolaşmasına gerek yok. Reklamı abartılıyor, çoğu zaman gereksiz yere para gidiyor.
2023’te Kadıköy’de açtığım küçük kahve dükkanında ilk faturayı keserken yaşadığım stres hâlâ aklımda. Youtube’daki süslü “başarılı oldum” videoları hep yalan; mevzu önce belediyeyle, sonra vergiyle, en sonda müşteriyle cebelleşmek. Hikaye hayal kurmakla başlıyor sananlara tek tavsiye: Eldivenleri tak, çamura dalmadan bu işin tadı yok. Üniversitede girişimcilik dersi, pazarlama slaytından ibaret; gerçek hayat Excel tablosunda eksiye düşmek.
Masada cool takılıp, sahada işler karışınca hemen “milli birlik” kartını açan bir ekol var burada. 2023 yazındaki İsveç’in NATO meselesi ya da geçen ay Suriye sınırındaki kriz, hep aynı: önce yüksek perdeden konuş, sonra ABD’den azar işitince geri vitese tak. Laf çok, icraat zayıf. Diplomasi dedikleri şey şu an genelde “kriz çıkınca kanka aramak” seviyesine düştü.
2023 yazında Kadıköy’de bir kahvecide yarı zamanlı çalışmaya başladığımda, ilk hafta kasadan çıkan para miktarına şaşırmakla kalmamıştım; müşteriye latte mi satıyorum yoksa günlük beş saatlik ayakta durmamı mı satıyorum, anlamam birkaç gün sürdü. Bir anda hayat, sadece sınav haftası stresinden ibaret olmaktan çıktı. Sabah 07.30’da açılış, akşam 14.00’te kapanış, sonrası okul. Öğrenciliğin yanına eklenen bu yeni kimlik beni hem zorladı hem değiştirdi.
En net fayda: Para kazanmanın ne kadar zahmetli olduğunu iliklerime kadar hissettim. Ay sonunda elime geçen 6.500 TL'nin hesabını yapınca saçma sapan harcama huyum bir anda törpülendi. Bir kahveye 85 TL vermek yerine, kendi demlediğim filtreyle yetinmeyi öğrendim. Markette indirimli ürünleri kovalar oldum. İnsanın kendi parasını kazanıp harcamasıyla, aileden gelen avans arasında dağlar kadar fark var.
Bir de özgüven meselesi var. İlk günlerde sipariş alırken sesim titrerdi; yanlış isim yazınca müşteriden azar işitmek, ardından "neyse ya, olur böyle" diyebilmek... İnsan ilişkilerinde ciddi bir pratik oldu bu. Hocalarla, arkadaşlarla, aileyle iletişim başka, müşteriyle bambaşka. Problemi çöz, laf yeme, kendini ezdirme ama sınırı da aşma. Dışarıdan kolay görünüyor ama 1 saat yoğunlukta kasada kal, bak nasıl terliyorsun.
Sakız çiğnerken mentol arayanlara kötü haber: şekersiz ve mentolosuz olanlar dişlerinizi korumak konusunda daha etkili. Mentol sadece serinlik hissi veriyor, asıl işi yapıyor değil. Ağız sağlığı için önemli olan şey sakızın çiğneme sırasında tükürük üretimini uyarması ve pH dengesini koruması—mentol bunlara hiçbir katkı sağlamıyor, hatta bazı mentolusuz sakızlar xilitol içeriyor ki bu maddeler diş çürümesine karşı gerçekten çalışıyor. İki saat çiğnerseniz fayda görürsünüz, ama yemekten sonra beş dakika çiğneyip bırakırsa sakız ne olursa olsun pek işe yaramaz.
2018’de Almanya’ya ilk taşındığımda markette yoğurt reyonunu bulamayınca ağlayacak gibi olmuştum. O gün anladım ki sağlam kafa, sağlam krizden çıkıyor. İnsan kendini zor durumda bırakıp, sonra da “Bundan ne çıkar?” diye soruyor. Netflix’e sarılmak yerine yürüyüşe çıkmak, sabahları soğuk duş almak, biraz da başına gelenleri hafife almayı öğrenmek şart.
Yulafı sütle kaynatıp üstüne bir avuç fındık, biraz da muz doğrayınca “fit influencer” gibi hissediyorum. Hazır paketlere esir olmadığım o üç dakika gerçekten kendimle gurur duyduğum an. Geçen ay markette yulaf 32 liraydı, şimdi 47; sağlıklı yaşamak neredeyse lüks oldu, bari evde uydurup yiyoruz. Akşamdan yoğurda chia tohumu atınca sabah sanki bilimsel deneyden kahvaltılık çıkıyor, öneririm.
2022’de lisans KPSS’ye girdim, ertesi hafta “şimdi ne olacak” diye kara kara düşünmeye başladım. Puan açıklandıktan sonra ÖSYM’nin “Tercih Robotu” ile yatıp kalktım. Kafamı kurcalayan ilk şey, merkezi atama mı, yoksa mülakatlı kadrolar mı diye ayrım oldu. Merkezi atamada, KPSS puanın kaçsa, sistem seni ona göre bir sıraya koyuyor. Torpil, dayı, mülakat yok. Tercihler genellikle Kasım ve Haziran’da alınıyor. 2023/1 ve 2023/2 diye geçiyor. Yani yılda iki kez kadro açılıyor.
Mülakatlı kadrolarda işler başka. Mesela öğretmenlik, zabıta, PTT gibi alanlarda önce KPSS’den barajı geçiyorsun, sonra kurumun kendi açtığı mülakata giriyorsun. 2023 Aralık’ta İstanbul’da Zeytinburnu Belediyesi zabıta alımı için mülakata girdim. 61 kişi çağrıldı, 6 kişi alındı. Sorular bazen saçma olabiliyor: “Belediyecilik nedir?” veya “Trafik tabelalarını say.” gibi. Mülakat puanın, KPSS puanınla birleşip sıralamayı belirliyor. Burada işin içine insan faktörü giriyor, dayı arayanları çok gördüm.
Atama beklerken, e-Devlet ve ÖSYM’den duyuruları takip etmek şart. 2024 baharında İçişleri Bakanlığı 300 memur alacak diye ilan çıktı, 18 bin kişi başvurdu. Bu işte şans da var, sabır da. Merkezi atamaların güzel yanı, başvuruyu yapıp beklemek. Ama kontenjanlar azaldı, herkes yüksek puan peşinde. 88 puan aldım, Ankara’da kalmak istedim, hepsi 91’le kapattı. Tayin, il dışı, taşra gibi başlıkları da hesaba katmak lazım. Birçok kişi “ne iş olursa yaparız” diye yazıyor, sonra 2 yıl tayin bekliyor.
Bir de markette denk geldiğim ucuz, mentolsüz sakızlar var; çoğu zaman dişin arasına yapışıp kalıyorlar. Hem ağızda temizlik hissi vermiyor, hem de yapay tatlandırıcı tadı hemen ortaya çıkıyor. Bazı markalar (isim vermeye gerek yok, herkesin bildiği o yerli marka mesela) mentol koymadan üretim maliyetini düşürüyor. Ama sonuç: Ne nefes temizliği, ne ferahlık, ne de gerçek ağız bakımı.
Kısacası, mentolsüz sakızlar, ağız sağlığı için minimum katkı sağlıyor. Sırf çiğniyor olmak yeterli olmuyor. Özellikle dışarıda, su içme imkanı olmayan bir ortamda nefes ferahlığı bekliyorsan; mentolsüz olanlar hayal kırıklığı. Şekerli sakız ise işi daha da batırıyor, çünkü çürük riskini artırıyor.
Diş hekimleri kısa vadede zararlı demiyor, ama uzun vadede mentolsüz sakızın ağız hijyeni için neredeyse hiçbir şey yapmadığı açık. Ferahlatma yok, plak azaltma etkisi düşük, bakterilerle savaş zayıf. İlle de sakız çiğneyeceksen, şekersiz ve mentollüden şaşma. 12 Mart 2026’da hâlâ bu kadar basit bir şeyi tartışıyor olmamız, market raflardan ne kadar ucuz ürün kaldırırsak kaldır, adam gibi kaliteye ulaşamadığımızın kanıtı.
00
Çevremde fark ettiğim bir şey; part time işte çalışan öğrenciler, genel olarak hayata daha hazırlıklı. Staj başvurularında, "bizim işte disiplin önemli" dendiğinde, "ben zaten üç ay sabah 7’de kalkıp çalıştım" diyorsun. Laf olsun diye CV’ye yazmıyorsun yani. Patronun huysuzluğu, iş arkadaşının tripleri, müşteriyle kavga etmemek... Bunlar küçükken öğrenilince ileride daha az tökezliyorsun.
Hele ki İstanbul gibi pahalı bir şehirde okuyan öğrenciysen, part time iş hayat kurtarıyor. Kira, yol parası, fotokopi derdi... Aileyle aradaki şehir mesafesini para konusunda mümkün olduğunca kısa tutmak gerekiyor, yoksa her ay sonu tatsız muhabbetler dönüyor.
Bazı arkadaşlarım "okula, derslere vakit kalmıyor" diyor. Doğru, zorlayan yönü var ama bu biraz da planlama işi. Ben sabahçı vardiyasında çalışıp öğleden sonra okula gittim, sınav zamanları gün değiş tokuşu yaptık. Sonunda hem tecrübe hem para hem de hafif özgürlük geldi. Öğrenciyken alınan sorumluluk, ilerde iş hayatında nasıl ayakta kalınır, onu öğretiyor.
Kısacası, part time işte yoğrulmak, insanı okulun steril dünyasından çıkarıp gerçek hayatla tanıştırıyor. Ajandamda "çalışma", "ders", "arkadaş buluşması" diye üç ayrı renk kalemim varsa, bunun mimarı kesinlikle öğrenci harçlığı değil, kahve makinesinin başında geçen o sabahlardır.
00
En kritik noktalardan biri de, tercih yaparken “açıkta kalırım” korkusu. 2025 Ocak atamasında Adalet Bakanlığı’na 6500 kişi alınacak diye haber düştü, tercihleri son gece değiştiren çok oldu. Başvurduğun kurumun şartlarını dikkatle okumazsan, son anda “evrak eksik” diye elenirsin. Mesela Uşak Tapu Müdürlüğü “B sınıfı ehliyet” istemişti, sırf bunu kaçırdığı için atanamayan insanlar gördüm.
Bazen de atama olsa bile hemen başlamıyorsun. Evrak teslimi, güvenlik soruşturması, arşiv araştırması derken 2-3 ay beklemek var. 2023’te Adana’ya atanan bir arkadaş, Aralık’ta başladı, Mart’ta göreve başlatıldı. Aradaki belirsizlik can sıkıyor. Kurumlar bazen keyfine göre oyalıyor, bazen topluca çağırıyor.
Etrafımda 2020’den beri bekleyen insanlar var. Herkesin dilinde aynı cümle: “Bir atansak rahatlayacağız.” Ama işin aslı, atama sonrası da yeni dertler çıkıyor. Taşraya tayin, düşük maaş, kiralık ev derdi. Hatta bazı arkadaşlar, “şu kadar bekledim, özel sektörde daha iyi kazanıyordum” diye yakınıyor. KPSS sonrası yol uzun, psikoloji sağlam olacak. Yalnız değilsin, herkes bir şekilde o ekrana kilitleniyor. Şans, puan, sabır… Hepsi lazım.