Lisede, 2011’de, en yakın arkadaşımın doğum gününe başka bir kızla gitmişti. O an içimden “Ben az önce dışlanmış mı oldum?” diye geçirmiştim. O kadar net bir mideye yumruk hissi geliyor ki, yaşadığın kıskançlığı saklamak da mümkün değil. Arkadaşlık dediğin şeyde kıskançlık, sandığımızdan daha yaygın. Üstelik sadece çocuklukta değil, 30 yaşında da, evli, bekar fark etmiyor; arkadaşını başkasıyla paylaşmak kolay değil.
İşin psikolojisine girecek olursam, Freud “başkasıyla bağ kuran birini kaybetme korkusu” diyor. Aslında kontrol edemeyeceğimiz bir güvensizlik geliyor bir anda. Özellikle üçlü arkadaş gruplarında sık görülüyor. Mesela üniversitede, Ankara’da, 2017’de üç kişilik bir kız grubu içinde hep bir “kim kiminle daha yakın” hesaplaşması vardı. Gruplar küçüldükçe kıskançlık büyüyor.
Pratikte baş etmek için yaptığım şeylerden biri, direk konuşmak. Lafı dolandırmadan “Bak, şu davranışın beni rahatsız etti” dedim mi, karşı taraf şok oluyor ama en azından açık oynuyorsun. Yoksa kendi kendini yiyip tüketiyorsun, sosyal medya stalk’ları, pasif agresif laflar başlıyor, arkadaşlık iyice yıpranıyor.
Bir de kendi içimde sorguladığım noktalar oldu. Neden kıskanıyorum? Gerçekten dışlanıyor muyum, yoksa kendi yarattığım bir kurgu mu? Bir keresinde, İzmir’de 2019’da, arkadaşımı kız kardeşiyle daha çok vakit geçirirken görüp bozulmuştum. Sonra dedim ki, “Bu insanın hayatında senin dışında insanlar da olacak, dünyanın merkezi değilsin.” Biraz kabullenince rahatlıyorsun.