Geçen haftaki market alışverişi fişini hâlâ cüzdanımda taşıyorum, çünkü insan gördüğüne inanıyor. Yarım kilo peynir 130 lira, bir kilo domates 40 lira. Sadece kahvaltılık alsan 400 liradan aşağı çıkamıyorsun kasadan. Aynı ürünler geçen sene martta 200 liraydı. O zamanlar da pahalı diyorduk, ama şimdi resmen lüks oldu peynir ekmek. İstanbul’da yaşıyorum, semt pazarı bile marketten farksız; artık dolapta meyve kalmıyor, anneler çocuklarına portakal alamıyor diye espri dönüyor pazarda.
Güldüğüm bir de şu: Markette indirimli yazan etiketler, eski fiyatın üstüne çakılmış. 2 litrelik ayçiçek yağı “kampanya” ile 169 lira olmuş; 2023’te 70 liraydı. Her ay zam geliyor, millet ürünü zamlanmadan kapmak için kasada kuyruk oluyor. Rafları boş bulduğum günleri hatırlıyorum, özellikle yumurtada, makarnada. Millete “stokçuluk yapmayın” diyorlar da, insan ister istemez indirimi görünce fazla alıyor. Yarın kaç paraya çıkar belli değil.
Bir de maaş meselesi var. Asgari ücret 17 bin lira oldu, ilk gün herkes sevindi ama üç ay sonra eridi. Kiralar desen uçtu gitti; Anadolu Yakası’nda 1+1 eve 16 bin isteyen var, “ev sahibi olmanın hayali bile pahalı” diyor artık insanlar. Ev almak zaten ayrı bir olay, 2020’de 400 bin liralık daire şimdi 4-5 milyon bandında, banka kredisiyle yanaşmak hayal.
En çok da sabit gelirli, emekli, öğrenci eziliyor. Mesela üniversite okuyan bir arkadaşım, 2022’de yurttan çıkıp eve çıktığında faturalar dahil masrafı aylık 3 bin liraydı, şimdi aynı koşullarda 12 bin. Dışarıda yemek yemek zaten hak getire; üniversitede yemekhanede çıkan tabldot dışında başka çare yok çoğu için. Bir tost, bir çay 100 lirayı geçiyor kampüs kantininde.