2020’de Intercity İstanbul Park’ta F1’in döndüğü hafta tek bir şehir değil, tüm ülke başka bir frekansta yaşadı. O garip pandemi yılı, maskeli kalabalık, tribünler bomboş, ama ekran başındaki milyonların gözü pistteydi. O günden bugüne, F1’in Türkiye’ye her uğrayışı garip bir toplumsal heyecanla karşılanıyor. Bu heyecanın arka planında sadece motor sporlarına duyulan ilgi yok, ülke olarak “dünya sahnesinde” tekrar yer tutma isteği yatıyor.
Ekonomik etkiler her şeyin önünde konuşulur. İstanbul Park’ın dolduğu, çevredeki otellerin haftalar öncesinden rezervasyon aldığı, hatta Tuzla’daki kebapçının bir hafta içinde yıllık cirosunu yaptığı dönemler yaşandı. İstanbul Havalimanı’nda Ferrari ve Mercedes logolu bavullar, Boğaz’da Red Bull tişörtlü turistler görmek sıradandı. Sadece bilet satışından, konaklamadan, taksiyle gezinen yabancıdan değil, yayın haklarından, sponsorluklardan, dev reklam panolarından akan bir nakit var. 2021’deki yarışta, şehirde tahminen 100 milyon dolarlık bir ekonomik hareket döndüğü yazılmıştı. Pandemi sonrası dönemde bu rakam daha da büyüdü.
Bir de kültürel etkisi var. Benim çocukluğumda Schumacher ve Barrichello’nun ismi bile sihirliydi, ama pistte “bizden biri” yoktu. Şimdi, her F1 gelişiyle birlikte gençler garajda direksiyon setleriyle simülasyon yarışlar yapıyor, üniversite topluluklarında “motor sporları kulübü” tabelası asılıyor. 2010’dan sonra Türkiye’de küçük çaplı karting pistlerinin açılması, tam da bu F1 rüzgarının ekmeğiydi. O zamanki heyecan sonra biraz sönse de, 2020-2021 ile yeni bir jenerasyon yakalandı. Şehirde, AVM’lerde F1 sergileri, teknoloji atölyeleri düzenlendi, çocuklar pit stop yarışlarında oyuncak lastik değiştirir oldu.