2020’de Intercity İstanbul Park’ta yeniden F1 izlemek, arka planda ekonomi bıçak sırtındayken tam bir ironi oldu. Pist yirmi beş bin kişilik kapasiteyle aylarca konuşuldu, biletler birkaç saatte tükendi, millet şehir dışından kalkıp geldi; otellerde yatacak yer kalmadı. Ama işin arka planı daha heyecanlı. Mesela yarış öncesi Tuzla - Pendik hattında trafik çileye döndü. Metro bağlantısı hâlâ yok, otopark rezalet. Birkaç kişiyle aynı arabada gelmeyen yandı. Oraya ulaşmak kendi başına endurance yarışı.
Ekonomik tarafta ciddi bir canlanma oldu; mekanlar doldu, AVM’ler çevrede festival havasında. 2023’te nisan ayında yarış olmasa bile pistin etrafı pist günü gibi kalabalık. Esnaf memnun, kafe-bar sahipleri tek günde bayram yaşadı. İstanbul’un gündemi bir anda “kimi nerede gördün, hangi takım hangi otelde” dedikodusuna döndü. Şehre hareket geldiği kesin.
Ama iş sadece para değil. Markalaşma için iyi bir PR, eyvallah. Dünya yayınında “Turkish Grand Prix” diyince bir anda milyonlarca kişinin gözü İstanbul’a kestiriyor. Youtube’da, Twitter’da herkes pistin 8. virajını konuştu, Hamilton bile “en sevdiğim pistlerden” dedi. Bunlar kolay kolay satın alınabilecek reklamlar değil.
Ters tarafından bakarsak, yarışların kalıcı etkisi düşük. 2005’ten beri toplamda kaç Türk pilot çıktı? Sıfır. Kartingde elenen çocukların sayısı her yıl artıyor, altyapı hâlâ yok. İnsan birkaç yıl üst üste yarış gelsin, birileri sponsorluğa el atsın, gençler şans bulsun istiyor ama zor. Seyirci olarak coşuyoruz, tribünde dalgalanıyoruz, pist bitince unutuluyor.
Bir de işin siyasi ayağı var, oraya girmek istesem sayfalar yetmez. “Ülke tanıtımı” deniyor, tamam ama gerçek motivasyonun o olmadığını herkes biliyor. Birilerinin imaj tazeleme, “bakın ekonomimiz sıkıntılı değil” deme çabası hissediliyor. 2021’de bir sezon iptal edildiğinde “Neden?” diyen kimse yoktu; çünkü işin aslı belli, pist faturası dövizle kesiliyor.
Sonuçta F1’in İstanbul’a gelişi kısa vadede güzel, kutlama havası, esnafa para, gençliğe heyecan. Ama kalıcı etkiyi görmek için sürdürülebilir altyapı, yerli pilot, daha fazla motorsporları yatırımı lazım. Yoksa her yıl birkaç günlüğüne “havalı” oluruz; sonra eski tas eski hamam, pist çürür, otopark yine rezil.
Ekonomik tarafta ciddi bir canlanma oldu; mekanlar doldu, AVM’ler çevrede festival havasında. 2023’te nisan ayında yarış olmasa bile pistin etrafı pist günü gibi kalabalık. Esnaf memnun, kafe-bar sahipleri tek günde bayram yaşadı. İstanbul’un gündemi bir anda “kimi nerede gördün, hangi takım hangi otelde” dedikodusuna döndü. Şehre hareket geldiği kesin.
Ama iş sadece para değil. Markalaşma için iyi bir PR, eyvallah. Dünya yayınında “Turkish Grand Prix” diyince bir anda milyonlarca kişinin gözü İstanbul’a kestiriyor. Youtube’da, Twitter’da herkes pistin 8. virajını konuştu, Hamilton bile “en sevdiğim pistlerden” dedi. Bunlar kolay kolay satın alınabilecek reklamlar değil.
Ters tarafından bakarsak, yarışların kalıcı etkisi düşük. 2005’ten beri toplamda kaç Türk pilot çıktı? Sıfır. Kartingde elenen çocukların sayısı her yıl artıyor, altyapı hâlâ yok. İnsan birkaç yıl üst üste yarış gelsin, birileri sponsorluğa el atsın, gençler şans bulsun istiyor ama zor. Seyirci olarak coşuyoruz, tribünde dalgalanıyoruz, pist bitince unutuluyor.
Bir de işin siyasi ayağı var, oraya girmek istesem sayfalar yetmez. “Ülke tanıtımı” deniyor, tamam ama gerçek motivasyonun o olmadığını herkes biliyor. Birilerinin imaj tazeleme, “bakın ekonomimiz sıkıntılı değil” deme çabası hissediliyor. 2021’de bir sezon iptal edildiğinde “Neden?” diyen kimse yoktu; çünkü işin aslı belli, pist faturası dövizle kesiliyor.
Sonuçta F1’in İstanbul’a gelişi kısa vadede güzel, kutlama havası, esnafa para, gençliğe heyecan. Ama kalıcı etkiyi görmek için sürdürülebilir altyapı, yerli pilot, daha fazla motorsporları yatırımı lazım. Yoksa her yıl birkaç günlüğüne “havalı” oluruz; sonra eski tas eski hamam, pist çürür, otopark yine rezil.
00