Geçen yaz Tuzla’daki bir tersanede, helm kenarında çalışanları izlerken aklımdan tek geçen, “Bunların elindeki ekipman 10 yıl öncenin bile gerisinde” oldu. Hâlâ manuel kontrol, hâlâ kağıt-kalem ile vardiya takibi… Halbuki 2026’da yaşıyoruz, iş güvenliğinde teknoloji sıçraması yapılacaksa tam zamanı.
Şu anda büyük inşaat projelerinde giyilebilir sensörler standart oldu. Mesela, Ankara’da bir AVM şantiyesinde çalışanlar, kasklarına entegre hareket sensörü takıyor. Adam yüksekten düşüyor mu? Anında merkeze uyarı gidiyor. Nabız ve vücut sıcaklığı ölçülüyor, kim baygınlık geçiriyor, hemen tespit ediliyor. Artık koruyucu donanım sadece takılmak için değil, yaşamsal veri toplamak için kullanılıyor. Eskiden sabah “Kaskını niye takmıyorsun?” diye bağıran ustabaşı, şimdi telefonundan anlık rapor alıyor.
Gözle görülmeyen tehlikeler için de teknoloji devrede. Mesela gaz sensörü… Özellikle kimya fabrikalarında, tünel işlerinde, madenlerde havadaki zehirli gazı algılayan küçük cihazlar var. Bir keresinde, Gebze’de bir fabrikada sadece o sensör sayesinde 4 işçi karbonmonoksit zehirlenmesinden döndü. Cihaz ötmeye başladığı anda tüm ekip kaçtı, yoksa sabah haberlerinde isimleri geçecekti.
Yapay zeka da ciddi fark yaratıyor. Şantiyelerin girişine kamera koyup, kim hangi alana giriyor, alan sınırını aşıyor mu, hepsi otomatik takipte. Kimi şantiyede işçi güvenlik çizgisi dışına çıktığında, kamera sistemi doğrudan güvenlik şefine uyarı geçiyor. Veya yüksekte çalışan biri dengesini kaybedip ani bir hareket yapınca, sistem harekete duyarlı alarm veriyor.
Bunlar kağıt üstünde havalı geliyor ama pratikte bazı dertleri var. Birincisi, işverenin parayı basıp bu sistemi kurmaya gönlü olmayabiliyor. İkincisi, çalışanlar “Beni fişliyorlar mı?” diye tedirgin. Bana sorarsan, can güvenliğinin önünde bu kadar direnmeleri saçma. Hele 2024’te İstanbul’da yaşanan o vinç kazasından sonra, teknolojinin önüne set çekmek abes.
İş güvenliği kültürünü oturtmak için teknolojinin nimetlerini yok saymak lüks değil, resmen tehlikeli. Şu an büyük şirketler bile çoğu zaman işin şovunda. Ama gerçek anlamda sahada risk azalacaksa, akıllı ekipman, sensör ve yapay zekâ takibi artık lüks değil, direkt mecburiyet. Hangi sektörde olursa olsun; ister tekstil atölyesi, ister inşaat, ister depo… Akıllı sistemler devrede olacak ki “ihmal” kelimesi tarih olsun.
Şahsen, teknolojiye direnmek yerine, iş güvenliğini geliştiren çözümleri ufak ufak da olsa her işyerine entegre etmek lazım. Gerekirse devlet teşvikiyle, gerekirse toplu alımlarla… 2026’da hâlâ “kaskını tak” diye bağıran usta görmek istemiyorum. Sistemin kendi kendine takip etmesi, can kurtarması lazım. Çünkü her sabah işe gidenin akşam eve sağ dönmesi, şu saatten sonra şansa bırakılacak bir şey değil.
Şu anda büyük inşaat projelerinde giyilebilir sensörler standart oldu. Mesela, Ankara’da bir AVM şantiyesinde çalışanlar, kasklarına entegre hareket sensörü takıyor. Adam yüksekten düşüyor mu? Anında merkeze uyarı gidiyor. Nabız ve vücut sıcaklığı ölçülüyor, kim baygınlık geçiriyor, hemen tespit ediliyor. Artık koruyucu donanım sadece takılmak için değil, yaşamsal veri toplamak için kullanılıyor. Eskiden sabah “Kaskını niye takmıyorsun?” diye bağıran ustabaşı, şimdi telefonundan anlık rapor alıyor.
Gözle görülmeyen tehlikeler için de teknoloji devrede. Mesela gaz sensörü… Özellikle kimya fabrikalarında, tünel işlerinde, madenlerde havadaki zehirli gazı algılayan küçük cihazlar var. Bir keresinde, Gebze’de bir fabrikada sadece o sensör sayesinde 4 işçi karbonmonoksit zehirlenmesinden döndü. Cihaz ötmeye başladığı anda tüm ekip kaçtı, yoksa sabah haberlerinde isimleri geçecekti.
Yapay zeka da ciddi fark yaratıyor. Şantiyelerin girişine kamera koyup, kim hangi alana giriyor, alan sınırını aşıyor mu, hepsi otomatik takipte. Kimi şantiyede işçi güvenlik çizgisi dışına çıktığında, kamera sistemi doğrudan güvenlik şefine uyarı geçiyor. Veya yüksekte çalışan biri dengesini kaybedip ani bir hareket yapınca, sistem harekete duyarlı alarm veriyor.
Bunlar kağıt üstünde havalı geliyor ama pratikte bazı dertleri var. Birincisi, işverenin parayı basıp bu sistemi kurmaya gönlü olmayabiliyor. İkincisi, çalışanlar “Beni fişliyorlar mı?” diye tedirgin. Bana sorarsan, can güvenliğinin önünde bu kadar direnmeleri saçma. Hele 2024’te İstanbul’da yaşanan o vinç kazasından sonra, teknolojinin önüne set çekmek abes.
İş güvenliği kültürünü oturtmak için teknolojinin nimetlerini yok saymak lüks değil, resmen tehlikeli. Şu an büyük şirketler bile çoğu zaman işin şovunda. Ama gerçek anlamda sahada risk azalacaksa, akıllı ekipman, sensör ve yapay zekâ takibi artık lüks değil, direkt mecburiyet. Hangi sektörde olursa olsun; ister tekstil atölyesi, ister inşaat, ister depo… Akıllı sistemler devrede olacak ki “ihmal” kelimesi tarih olsun.
Şahsen, teknolojiye direnmek yerine, iş güvenliğini geliştiren çözümleri ufak ufak da olsa her işyerine entegre etmek lazım. Gerekirse devlet teşvikiyle, gerekirse toplu alımlarla… 2026’da hâlâ “kaskını tak” diye bağıran usta görmek istemiyorum. Sistemin kendi kendine takip etmesi, can kurtarması lazım. Çünkü her sabah işe gidenin akşam eve sağ dönmesi, şu saatten sonra şansa bırakılacak bir şey değil.
00