İstanbul’da ilk kez gerçek bir arkadaş grubum olduğunu hissettiğim yıl 2019’du. Üç kişi, moda sahilinde sabahlara kadar oturup hayaller, ilişkiler, saçmalıklar konuşuyorduk. Sonra bir gün, aramıza yeni bir kız dahil oldu. O kadar hızlı kaynaştı ki, bir baktım, en yakın hissettiğim arkadaşım ona sırlarımı anlatıyor. İçime garip bir huzursuzluk çöktü. Alakasız bir şekilde, buluşmalardan biri ertelendiğinde “Bana mı trip atıyorlar?” diye düşünmeye başladım. O zamana kadar kıskançlığın sadece sevgililer arasında olduğunu sanıyordum, ama arkadaşlıkta da işliyor resmen.
Net bir şey var: Arkadaşına “Senin başka arkadaşın olamaz, hep benimle ol” diyemezsin. Ama insanın içinden geçen o minik, tuhaf huzursuzluk da yalan değil. Hele ki, senin anlattığın esprilerle başkası gülüyorsa veya birlikte yaptığınız bir aktiviteyi başkasıyla yapmaya başladılarsa, için için kemiriyor işte. O kıskançlık, “Yedekte kalırsam?” korkusunun ürünüymüş, sonradan anladım. Yani, ait olma ve değer görme meselesi.
Bunu aşmak için şöyle bir yol izledim: İçimde patlayan her saçma duyguyu oturup yazmaya başladım. “Bu his nereden geliyor, bana ne anlatıyor?” diye. Sonra şu gerçekle yüzleştim: Arkadaşlık, bir sahiplik ilişkisi değil. Birbirini tutup köşede saklayamazsın. Bıraktım kontrol etmeye çalışmayı, samimi şekilde “Bunu hissettim, rahatsız oldum” dedim. Dışarıdan saçma gibi görünüyor ama kendi içimde kabullenince hafifledim.
Kıskançlıkla baş etmek için üç şey işime yaradı:
- Kıyas yapmayı bırakmak. Her ilişkinin dinamiği başka.
- Duyguyu bastırmamak, ama davranışa da dökmemek. Yani trip atmadan, pasif agresifleşmeden önce kendine zaman vermek.
- Gündemi biraz dışarıya taşımak. Bir süreliğine başka insanlarla vakit geçirmek, kafayı dağıtmak.
Bir de şu var: Arkadaşına açık açık “Kıskandım” dediğinde, çoğu zaman o da “Ben de hissediyorum bazen” diyor. Sonra olay kabak gibi ortada oluyor ve gülmeye başlıyorsunuz. Herkesin kafasında dönüp duran bu duygunun adını koyunca, büyüsü bozuluyor.
2023 yazında, Bozcaada’da üç kişi tatildeydik. Bir akşam kavga çıktı, çünkü üçüncü kişi başka bir gruptan arkadaşlarını yemeğe çağırdı. Eski ben, trip atardı; yeni ben, duygumu söyledim, içimi döktüm, sonra hep beraber rakı sofrasında dağıldık. O gece anladım ki, kıskançlık arkadaşlığı bitirmez, saklamak ve çiğneyip büyütmek bitiriyor.
Hep şu soru dönüyor kafamda: Ya bu kıskançlık duygusu hiç olmasa, arkadaşlıklar daha mı “gerçek” olurdu? Sanmıyorum. Bence insani bir şey. Ama sahiplenmekle paylaşmak arasındaki çizgiyi iyi tutturmak gerekiyor. Yoksa ya yalnız kalırsın, ya da başkalarını boğarsın. Çok net.
Net bir şey var: Arkadaşına “Senin başka arkadaşın olamaz, hep benimle ol” diyemezsin. Ama insanın içinden geçen o minik, tuhaf huzursuzluk da yalan değil. Hele ki, senin anlattığın esprilerle başkası gülüyorsa veya birlikte yaptığınız bir aktiviteyi başkasıyla yapmaya başladılarsa, için için kemiriyor işte. O kıskançlık, “Yedekte kalırsam?” korkusunun ürünüymüş, sonradan anladım. Yani, ait olma ve değer görme meselesi.
Bunu aşmak için şöyle bir yol izledim: İçimde patlayan her saçma duyguyu oturup yazmaya başladım. “Bu his nereden geliyor, bana ne anlatıyor?” diye. Sonra şu gerçekle yüzleştim: Arkadaşlık, bir sahiplik ilişkisi değil. Birbirini tutup köşede saklayamazsın. Bıraktım kontrol etmeye çalışmayı, samimi şekilde “Bunu hissettim, rahatsız oldum” dedim. Dışarıdan saçma gibi görünüyor ama kendi içimde kabullenince hafifledim.
Kıskançlıkla baş etmek için üç şey işime yaradı:
- Kıyas yapmayı bırakmak. Her ilişkinin dinamiği başka.
- Duyguyu bastırmamak, ama davranışa da dökmemek. Yani trip atmadan, pasif agresifleşmeden önce kendine zaman vermek.
- Gündemi biraz dışarıya taşımak. Bir süreliğine başka insanlarla vakit geçirmek, kafayı dağıtmak.
Bir de şu var: Arkadaşına açık açık “Kıskandım” dediğinde, çoğu zaman o da “Ben de hissediyorum bazen” diyor. Sonra olay kabak gibi ortada oluyor ve gülmeye başlıyorsunuz. Herkesin kafasında dönüp duran bu duygunun adını koyunca, büyüsü bozuluyor.
2023 yazında, Bozcaada’da üç kişi tatildeydik. Bir akşam kavga çıktı, çünkü üçüncü kişi başka bir gruptan arkadaşlarını yemeğe çağırdı. Eski ben, trip atardı; yeni ben, duygumu söyledim, içimi döktüm, sonra hep beraber rakı sofrasında dağıldık. O gece anladım ki, kıskançlık arkadaşlığı bitirmez, saklamak ve çiğneyip büyütmek bitiriyor.
Hep şu soru dönüyor kafamda: Ya bu kıskançlık duygusu hiç olmasa, arkadaşlıklar daha mı “gerçek” olurdu? Sanmıyorum. Bence insani bir şey. Ama sahiplenmekle paylaşmak arasındaki çizgiyi iyi tutturmak gerekiyor. Yoksa ya yalnız kalırsın, ya da başkalarını boğarsın. Çok net.
00