İlk kredi kartımı 2012’de, 22 yaşındayken Taksim’de bir bankanın standında, “ilk yıl aidat yok” gazıyla aldım. Kart limiti 1500 TL’ydi. O zamanlar paramı yönetmekle ilgili en ufak bir fikrim yoktu. “Asgarisini öde geç” diye bir efsane dolaşıyordu; efsane miymiş, borcun faiziyle nasıl büyüdüğünü ay sonunda şak diye gördüm. Bir sene içinde 1500’ü 2500 yapıp, üç yıl boyunca kart borcuyla cebelleştim. Hangi harcamanın gereksiz olduğunu, aklım başıma gelene kadar anlamadım.
Şimdi dönüp bakınca, bu milletin para konusundaki cehaleti gerçekten can yakıyor. Hiç unutmam, geçen sene Kadıköy’de bir kafede oturuyorum, yan masada iki kişi kira konuşuyor. Biri diğerine, “Abi kredi çekip evi peşin alacağım, taksit taksit öderim, zaten ileride değerlenir” diyor. Faiz oranlarını, toplam ödenecek miktarı hesaplamadan, sırf “herkes yapıyor” diye öyle bir borcun altına giriyorlar. Sonra da “ekonomi kötü” diye hayıflanıyorlar.
Zaten bu işin eğitimini okulda vermiyorlar. Lise müfredatında bir tane bile ders yok, “Gel bu borsa nedir, enflasyon nedir?” diye soran yok. Herkes kendi ailesinden ne görüyorsa onu tekrar ediyor. Mesela 2023’te Ankara’da bir devlet okulunda, gönüllü olarak çocuklara temel finans dersi anlattım. 17 yaşında bir öğrenci, “Hocam, faize haram diyorlar ama devlet neden vergi alıyor?” dedi. O kadar temel konular bile gri alanda. Yastık altında para biriktirmek hâlâ kutsal; kimse parayı çalıştırmayı bilmiyor.