İstanbul’da, 2023 Eylül’ünde yaşadığım sel felaketinde komşuluğun gerçek değerini gördüm. Apartmanın alt katı komple su dolmuştu, asansör bozuldu, yaşlılar evden çıkamaz oldu. O gün evdeki bir şişe ekmek mayası için aşağı inen kadının “Yukarı gelsene, çay demledim” deyişi hayat kurtardı. Dışarıda zabıta bile yokken, apartmandaki insanlar birbirine yiyecek, powerbank, battaniye taşıdı. Kimse “benim derdim bana yeter” demedi.
Bir gün elektrik yoktu, yaşlı Ayşe teyze kapıyı çaldı, “Eşim gece rahatsızlandı, ambulans bulamıyorum” dedi. Hemen üç dört kişi toplandık, adamı battaniyeye sarıp merdivenden indirdik, komşunun arabasıyla hastaneye yetiştirdik. O gün olmasaydı, muhtemelen adam kalp krizinden gidecekti. Buradaki dayanışma, belediyeden ya da resmi kurumlardan çok daha hızlı ve etkiliydi. Çünkü kimse prosedür beklemedi, birbirini tanıyordu.
Gurbetçiyken de iyice anlaşılıyor bu fark. Almanya’da, Frankfurt’ta ilk taşındığımda apartmandaki Alman komşular “Merhaba” bile demedi. Üç ay boyunca tek kelime konuşmadık. Boşuna “Gurbet elde akraba gibi komşu ararsın” dememişler. Türkiye’de balkon sepeti sarkıtırsın, alt kattaki anında ipini bağlar, “Yumurta da lazım mı?” diye yukarı seslenir. Berlin’de pencereyi açsan “Gürültü yapıyorsun” diye şikayet ederler.
Kriz zamanlarında, depremde, selde, kar fırtınasında devletin ulaşması saatler sürebiliyor. Ama komşun senden önce kapına gelir. 6 Şubat depreminde Adana’da dayımlar, kurtarma ekipleri gelene kadar apartmandan kendi imkanlarıyla dört kişiyi çıkardı. Herkesin aracı, zinciri, ipi vardı; biri el feneri buldu, diğeri çay demledi. O anda en kıymetli şey, tanıdık bir yüz görmek.
Bazı insanlar “Artık komşuluk kalmadı” diyor. Doğru, eskisi gibi her akşam kapı kapı gezilmiyor belki. Ama zorda kalınca asıl kimin yanında olduğunu görüyorsun. Büyükşehirlerde kapısını hiç çalmadığın biri, bir bakmışsın ekmek alırken sana da almış. Kime güveneceğini, yardımın nereden geleceğini kestiremiyorsun, ama ihtiyaç anında bir el uzanıyor.
Tavsiye: Apartmandaki WhatsApp grubunu boş muhabbet için değil, gerçekten lazım olduğunda kullan. Herkesin acil durumda başvurabileceği bir iletişim şekli mutlaka bulunsun. Kapı komşunun numarasını telefonuna kaydet. Arada bir hal hatır sor, bir tabak kek götür. O an gereksiz gibi gelir, ama günü geldiğinde o ağ kurulu olmalı.
Yardımlaşma refleksi yerleşmiş bir toplumda yaşamak, sandığından daha değerli. Evde bir ampul patladığında, gece yarısı ilaç gerektiğinde, ya da sadece moralin bozulduğunda bile kapısını çalabileceğin bir komşun olması, insanın hayatını kolaylaştırıyor. Gerçek güvenlik ağı bu, parayla, sigortayla satın alınmıyor.
Bir gün elektrik yoktu, yaşlı Ayşe teyze kapıyı çaldı, “Eşim gece rahatsızlandı, ambulans bulamıyorum” dedi. Hemen üç dört kişi toplandık, adamı battaniyeye sarıp merdivenden indirdik, komşunun arabasıyla hastaneye yetiştirdik. O gün olmasaydı, muhtemelen adam kalp krizinden gidecekti. Buradaki dayanışma, belediyeden ya da resmi kurumlardan çok daha hızlı ve etkiliydi. Çünkü kimse prosedür beklemedi, birbirini tanıyordu.
Gurbetçiyken de iyice anlaşılıyor bu fark. Almanya’da, Frankfurt’ta ilk taşındığımda apartmandaki Alman komşular “Merhaba” bile demedi. Üç ay boyunca tek kelime konuşmadık. Boşuna “Gurbet elde akraba gibi komşu ararsın” dememişler. Türkiye’de balkon sepeti sarkıtırsın, alt kattaki anında ipini bağlar, “Yumurta da lazım mı?” diye yukarı seslenir. Berlin’de pencereyi açsan “Gürültü yapıyorsun” diye şikayet ederler.
Kriz zamanlarında, depremde, selde, kar fırtınasında devletin ulaşması saatler sürebiliyor. Ama komşun senden önce kapına gelir. 6 Şubat depreminde Adana’da dayımlar, kurtarma ekipleri gelene kadar apartmandan kendi imkanlarıyla dört kişiyi çıkardı. Herkesin aracı, zinciri, ipi vardı; biri el feneri buldu, diğeri çay demledi. O anda en kıymetli şey, tanıdık bir yüz görmek.
Bazı insanlar “Artık komşuluk kalmadı” diyor. Doğru, eskisi gibi her akşam kapı kapı gezilmiyor belki. Ama zorda kalınca asıl kimin yanında olduğunu görüyorsun. Büyükşehirlerde kapısını hiç çalmadığın biri, bir bakmışsın ekmek alırken sana da almış. Kime güveneceğini, yardımın nereden geleceğini kestiremiyorsun, ama ihtiyaç anında bir el uzanıyor.
Tavsiye: Apartmandaki WhatsApp grubunu boş muhabbet için değil, gerçekten lazım olduğunda kullan. Herkesin acil durumda başvurabileceği bir iletişim şekli mutlaka bulunsun. Kapı komşunun numarasını telefonuna kaydet. Arada bir hal hatır sor, bir tabak kek götür. O an gereksiz gibi gelir, ama günü geldiğinde o ağ kurulu olmalı.
Yardımlaşma refleksi yerleşmiş bir toplumda yaşamak, sandığından daha değerli. Evde bir ampul patladığında, gece yarısı ilaç gerektiğinde, ya da sadece moralin bozulduğunda bile kapısını çalabileceğin bir komşun olması, insanın hayatını kolaylaştırıyor. Gerçek güvenlik ağı bu, parayla, sigortayla satın alınmıyor.
00