Ofislerdeki çaycıdan sonra en çok konuşulan şey, şu avukatlara dadanan yapay zekâlar oldu. İstanbul’da bir avukat arkadaş, “ChatGPT’ye dilekçe yazdırdım, hâkim de fark etmedi” diye böbürleniyor. 2025’in sonlarına doğru Kadıköy’deki bir hukuk bürosunda bizzat gördüm; adamlar sabah kahvaltısı yapar gibi yapay zekâya iş yıkıyor. Özellikle iş yoğunluğu olan icra ve boşanma davalarında, standart metinleri birkaç dakikada çatır çatır çıkartıyor. Eskiden stajyerlere eziyet olan işler şimdi yazılımın iki tuşuna bakıyor. Stajyerler de haliyle kahvelerini daha sıcak içiyor.
Ama işin alengirli kısmı şu: Hukuki ince ayrıntıda hâlâ insan zekâsı, özellikle de “şark kurnazlığı” arayan bir sistem var. Mesela, arsa davalarında tapudaki bir harfin yanlış yazılması hayat kurtarabiliyor. Yapay zekâ ise henüz “dayı işi” kurnazlığı öğrenemedi. Özgün argüman gerektiren davalarda sistemin ürettiği metinler, bazen o kadar robotik ki, okuyunca için sıkılıyor. Anayasa Mahkemesi’ne yazılan itiraz dilekçelerinde bile, bir iki hüküm atlayınca güm diye patlıyorsun. O yüzden, her işini yapay zekâya teslim eden avukat, bir gün “otomatik yazılmış” bir dilekçeyle rezil olmayı da göze alacak.
Bir de şu “otomatik sözleşme hazırlama” furyası var. 2026 başında, İstanbul’da bir sigorta şirketi, 12.000 poliçenin sözleşmesini yapay zekâya hazırlatmış. Otopilotta yazılmış gibi, her satırda aynı cümleler dönüp durmuş. Sonra bir tane müşteri dava açtı, çünkü adı yanlış yazılmış: “Mehmet Ali” yerine “Mehmaet Ali”. Şirketin uğraşacağı masrafı düşün, sırf harf yüzünden.