Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda sabah yürüyüşü bana şehirde doğanın hâlâ nefes aldığını hatırlatıyor. Betona boğulmuş bir yerde bile 7 dakikalık tramvay yolculuğuyla kuş sesine ve ağaç gölgesine ulaşmak mümkün. Hafta içi 07.00’de park neredeyse boş, en huzurlu saat. Yanına termosla kahve al, banka otur, telefonla oyalanmadan etrafa bak; kendini yenilenmiş hissediyorsun.
Şehir yaşamında doğaya erişmek için parkları rutine koymak yeterli değil, bilinçli tercih gerekir. Sabah 6-7'de çıkılan 20 dakikalık yürüyüş, akşamki stresle başa çıkmanın en ucuz ve etkili yolu; Göztepe'den Kadıköy Rıhtımı'na gitmek ya da Fatih'te Eyüpsultan'a yürümek bunun için ideal. Apartman balkonunda bitki yetiştirme de sayılır, en az bir yeşil şey bakmanız dopamin düzeyini ciddi şekilde yükseltiyor. Hafta sonları kent ormanlarında zaman geçirmek (Belgrad Ormanı, Iğneada) sadece hava değişikliği değil, toprak kokusu ve tabii ışık sirkadyen ritiminizi düzeltir. Şehirde doğayla buluşmanın sırrı aslında basit: gitmek zorunda hissetmek değil, ara sıra ihtiyaç duymak. Bunu başarabiliyseniz, bir parkta 15 dakika geçirmek bile zihinsel reset olur.
Geçen sene eylül ayında, dolar 27 lirayı geçince Akbank’taki döviz hesabım resmen hayat kurtardı. TL’de tutan arkadaş bir ayda %10 eridi, ben oturduğum yerden kafam rahat izledim. Yabancı para cinsinden kirada ya da maaşta olanlara zaten şart; kur şoku yediğinde panik olmuyorsun. Bankalar genelde internetten anında işlem hakkı veriyor, haftasonu bile bozabiliyorsun.
Stres yönetimi diye profesyonel jargon kullanıyoruz ama aslı basit: vücudun alarm sistemini devre dışı bırakmak. Düşük dozda stres aslında iyi, seni harekete geçiriyor; sorun sürekli aktif kalmakta. Beyin farkındaysa, kas gevşetme, derin nefes ya da 10 dakikalık yürüyüş bile kimyayı değiştirir. Birçok kişi bunu görmezden gelip tükenmişliğe gidiyor; oysa erken müdahale işin yarısı.
90’larda maaş yetmese de aileden destek gelirdi, kredi kartı desen az kişide vardı. Şimdi 2026’da herkesin elinde üç beş kart, taksit, borç… Hesapsız yaşayan ay başını göremiyor. Gelir-gider tablosu yapmayı bilen hayatta kalıyor; yoksa maaş yattığı gün buhar oluyor, denedim, gördüm.
Geçen sene şahıs şirketi kurduğumda ilk öğrendiğim şey, vergi indirimi denilen şeyin “devlete borcunu ödemekten kurtulmak” değil, sadece biraz nefes almak olduğuydu. Fatura kesiyorsun, KDV’sini günü gününe yatırıyorsun, bir de gelir vergisi geliyor üstüne. O yüzden bu indirim işleri biraz labirent gibi: Herkes konuşuyor ama kimse haritayı eline vermiyor.
En basiti, yıllık beyanname verirken “gider gösterme” olayı. 2025’te ofisimi Ataşehir’de tuttum, kirası aylık 18.000 TL. Kira kontratını, banka dekontunu, elektrik-su doğalgaz faturalarını tek tek dosyaladım. Muhasebeci “Bunları gider olarak gösteririz, kârı düşürürüz, daha az vergi çıkar” dedi. Aldığım bir laptop (marka: Asus, fatura: 35.800 TL) ve yıllık Adobe Creative Cloud aboneliğini de dosyaya ekledik. Sonuç: Fatura ne kadar çoksa, ödeyeceğin vergi o kadar azalıyor. Ama tabii, hakikaten işle alakalı olması şart. Saçma bir harcamada Maliye anında çöküyor.
Bir diğer mesele, “Genç Girişimci Desteği”. 29 yaş altındaysan, ilk şirketini açıyorsan, ilk üç yıl için 150.000 TL’ye kadar gelir vergisi muafiyeti var (şu anki rakam). Geçen yıl kuzenim yararlandı bundan. Sıfır vergiyle üç sene iş yürütmek büyük avantaj ama SGK primini yine yatırmak zorundasın. Ancak yine de ciddi bir destek.
Geçen sene Garanti BBVA’dan ihtiyaç kredisi çekerken kendimi sorguya alınmış gibi hissettim. Şube çalışanı, “Aylık geliriniz tam olarak ne kadar?” diye sorunca, bordromu gösterdim ama bir yandan da hesabı kafamda tekrar yaptım. Bankalar artık otomatik olarak çoğu veriyi çekiyor, kredi notun düşükse, geçmişte ödemede gecikme varsa ya da hali hazırda üzerindeki borç miktarı fazlaysa, masadan kalkmadan ret yiyorsun. O yüzden, başvurmadan önce Findeks’ten kredi notuna bakmadan hareket etmek kumar gibi bir şey.
Faiz oranı en büyük tuzaklardan biri. İnternette “aylık %1,89” diye reklam görüyorsun, başvuruyorsun, bir bakmışsın şubede yıllık maliyet %45’e çıkmış. Kredi tahsis ücreti, sigorta primi, dosya masrafı... Sözleşme önüne gelince 18 sayfa, kimse okumuyor. Ben okudum, toplamda 947 TL masraf kestiler. “İstemiyorum bu sigortayı” diye diretince, “Bu krediye özel” dediler, mecbur kabul ettim.
Kredi vadeni iyi hesaplaman gerekiyor. 60 ay vadeye girince, borcu bitirmek imkansız gibi geliyor insana. İlk altı ay rahat oluyorsun, sonra işten çıkarsan, ya da ekstra masraf çıkarsa elin ayağın dolanıyor. 2024’te bir arkadaşım 200 bin TL taşıt kredisi çekti, faizi sabit sandı, meğer dosya masrafı dışında ek sigortalar, kasko zorunluluğu varmış, ilk sene zar zor ödedi, ikinci sene arabayı sattı ama borcu hâlâ sürüyor.
2021’de Almanya’ya taşındığımda ilk yaptığım şey, Türkiye’deki birikimi euro hesabına çevirmek oldu. O zamandan beri TL’deki erimeye şahit oldukça içim rahat ediyor. Yıllık faiz düşük ama kur artınca aradaki fark ciddi bir getiri sağladı. Paramın değerini korumak için bu hesaplar bana hep nefes aldırdı.
Geçen yaz, Kadıköy'de evde yaptığım limonatayı cam şişelere doldurup sahilde satmaya başladım. Günde ortalama 30 şişe, tanesi 30 liradan gidiyordu. Hem keyifliydi hem akşam cebimde üç-beş kuruş fazladan para oluyordu. Eline küçük bir sermaye geçti mi, illa büyük bir iş kurmak gerekmiyor; ufak satışlar da ciddi yan gelir bırakıyor.
Devlet kasası tamtakırsa yine aynı terane: vergi artar, harçlar yükselir, cezalara zam gelir. Ocak 2024’te pasaport harcı bir gecede yüzde 60 fırladı, ehliyet keza öyle. Geçen sene İstanbul’da ev aldım, tapu harcı zamlanınca cebimden fazladan 15 bin lira gitti. Her yıl martta MTV, nisan-mayısta gelir vergisiyle milleti silkeliyorlar. Klasik “halkı sıkıştır, kasayı doldur” kafası.
Bir diğer yol da borçlanma. Hazine, her ay düzenli tahvil ihalesi açıyor. 2025’te toplam 1,3 trilyon TL borçlandı devlet. Faizler tavan, alan yine bankalar ya da fonlar. O borcun faizi kime patlıyor? Yine vatandaşa. Gelecekte vergi olarak, enflasyon olarak döner dolaşır, seni bulur. Borçla gün kurtarılır ama ülke geleceğinden çalar.
Bir de “tasarruf” hikayesi var. Kağıt üstünde mükemmel ama pratikte yok hükmünde. 2023’te “kamuda tasarruf” paketi açıklandı, ama yeni makam aracı alımlarına, gereksiz inşaatlara hız kesilmedi. Kendi aile bütçemde kemer sıkınca sonuç alıyorum ama devlet tarafında bu iş çoğu zaman göstermelik.
Merkez Bankası’nın para basma seçeneği ise en tehlikelisi. 2021 sonunda TL’yi kurtaralım derken para musluklarını açtılar, dolar 18’i geçti, sonra ipini kopardı. Enflasyonun kökünü kurutan hareketler bunlar. Para bas, milleti enflasyona ezdir. Bu yolun sonu sefalet.
2021’de Binance’de gece 3’te coin alıp sabahına %30 kayıpla uyanınca anladım bu işin kumar kadar riskli olduğunu. En büyük problem, fiyatların manipülasyona açık olması. Elon Musk bir tweet atıyor, Dogecoin uçuyor; iki gün sonra geri çakılıyor. Regülasyon eksikliği de cabası, ABD’de SEC bir borsayı soruşturduğunda herkesin eli ayağına dolanıyor. Şifreyi unutursan geçmiş olsun, milyonlar buhar olur. Bir de “pump and dump” tayfası var, Telegram’da toplanıp piyasayı allak bullak ediyorlar. Bankada paranı çaldırsan şikayet edersin, burada dolandırılırsan kimseye derdini anlatamıyorsun. Hele kaldıraçlı işlemlere yeniysen, paranı cüzdana bile çekemeden ekrana kilitlenip kalırsın.
Geçen ay markette aldığım peynir 135 liraydı, bu hafta 157 lira olmuş. Eskiden 250 liraya haftalık alışveriş çıkıyordu, şimdi aynı sepete en az 420 lira bırakıyorum. Her sabah simidin fiyatı değişir mi ya, Şişli’de Mart 2026’da oldu bu iş. İnsan artık fiyat etiketlerine bakmaktan yoruldu, plan yapamıyor. Alım gücü diye bir şey kalmadı, zam yağmurunun altında hepimiz ıslandık.
Eskiden vergi indirimi almak için Vergi Dairesi’nin kapısını aşındırırdık; sabah 8’de sıraya gir, bir dünya evrak topla, “Eksik belge” bahanesiyle geri dön. Şimdi çoğu şey e-Devlet’ten, hatta bazı bankaların mobil uygulamasından bile başvurulabiliyor. 2024’te ev sahibi-öğrenciye kira beyanı, esnafa gider gösterme işi tamamen dijitale kaydı. En kolayı, yıl içinde harcamaları fişleyip dijital arşivde saklamak; yoksa ay sonunda “Ne vardı da kullanmadım?” diye dövünüyorsun.
90’larda annemin ev telefonuna gelen “Bankadan arıyoruz, kredi kartı numaranızı teyit edebilir miyiz?” tipi aramalara annem gayet safça “Tabii, hemen söyleyeyim” diye yanıt verirdi. O zamanlar internet yok, insanlar “dolandırıcılık” kelimesine bile yabancı. En fazla kötü niyetli esnaf görmüşsündür, o da sana açık açık bozuk terazide hile yapar, gözünün önünde.
Şimdi 2026’da ise işler bambaşka. Akıllı telefonların, mobil bankacılığın ve son yıllarda patlayan kripto para sevdasının olduğu bu ortamda, dolandırıcıların metotları evrim geçirdi. Artık sesini bile duyduğun adamın gerçek mi yapay zekâ mı olduğu belli değil. 2025’te İstanbul’da yaşanan deepfake dolandırıcılığında adam, patronunun WhatsApp’taki sesli mesajını birebir taklit ettirmiş; muhasebeciye “Acil devir işlemi yap” dedirtmişti. Para gitti, patron şaşkın.
En temel tedbir, işin psikolojik boyutunda yatıyor. Anlık panik yaratmak: “Acilen şunu yapmazsan hesabını bloke edeceğiz”, “Polisten arıyoruz, şimdi adresine geleceğiz...” Klasik numara. Benim önerim, birisi aceleyle bir şey istiyorsa, nefes al, telefonu kapat ve kendin bankayı, kurumu arayıp doğrula. Kendi aradığın numaradan yani, Google’da bulup.
2022’de bir anda gelen döviz zıplamasıyla elimdeki birikimin yarısının eridiğini gördüm, o gün anladım parayı plansız harcamanın ne kadar riskli olduğunu. Özellikle kira, fatura ve market masrafları bu hızla artarken aylık detaylı harcama tablosu hazırlamak şart oldu. Mesela ocakta, sadece 4 ay sonrası için küçük bir acil durum fonu ayarladım, Nisan’da işten çıkınca o fon sayesinde kira gecikmedi. Her ay kredi kartı ekstresini telefonda değil, oturup bilgisayardan, kalem kağıtla kontrol etmeye başladım. Bir de, harcamaları kategorilere ayırınca nereye ne kadar gereksiz para gittiği çok net ortaya çıkıyor. Düşük faizli bir otomatik ödeme ile gereksiz gecikme faizinden kurtuldum. Bir gün bir kriz patlayınca “Keşke plan yapsaydım” demektense, baştan biraz emek harcamak insana ciddi rahatlık veriyor.
Banka kartıyla alışveriş yapınca o para “benim değilmiş gibi” geliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir. 2022’de İstanbul’da ev kiraları bir yılda iki katına çıkınca, cebindeki paranın değerini anlamayan herkes ortada kaldı. Hesap kitap bilmeyen, kredi kartı ekstreleriyle sabah mahmuru gibi yüzleşiyor. Paran varsa kral, yoksa borçlar kraliçesi oluyorsun, başka yolu yok.
Limit aşımına bir kez yakalanınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor, 2024 yazında bunu kendi cebimde hissettim. Özellikle harcama takibini aksatınca ekstre şişiyor, insan “nasıl oldu bu” diye kalakalıyor. Market alışverişinde ya da internetten teknoloji alışverişinde “puan, taksit” gazına gelmemek lazım; o puanlar genelde büyük alışverişleri teşvik ediyor, bana yarardan çok zarar getirdi. Asgari ödeme tutarı belası var, onu ödeyince borç azalmıyor, üstüne faiz biniyor, üç ayda katlanıyor. Ekstreyi en az iki kez inceleyip, gereksiz abonelikleri yakalamak şart. Bir de, kartı online işlem için sürekli açık bırakmak ciddi risk, hacklenen arkadaşlarım oldu, işin sonunda uğraştırıyor. Güvenliğe ve harcama kontrolüne dikkat etmeden kart kullanmak, insanı bir anda borç batağına sokuyor.
Son iki senede İstanbul Kapalıçarşı’da döviz büfelerinin önü hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. 2023 yazında dolar 27 lirayı geçerken yaşanan şoku daha unutmadık. Herkes “sebep ne” diye birbirine soruyor. Döviz kurları öyle sadece faiz veya enflasyon yüzünden oynamıyor. Türkiye gibi dış borcu yüksek, ihracatı ithalatını karşılamayan bir ülkede; bir sabah ABD’den gelen bir faiz kararı, ya da Ortadoğu’da patlayan bir kriz, anında dövizi zıplatıyor. Rezervler azaldığında Merkez Bankası müdahale etse de o da sonsuz değil. Bir de spekülasyon var: WhatsApp gruplarında “dolar uçacak” dedikodusu bir anda piyasaya yayılıyor, insanlar panikle TL’sini bozuyor. İşin garibi, bazen gerçekler değil, beklentiler kurları asıl fırlatan şey oluyor.
İnsan 45 yaşını geçince sabahları ilk düşündüğü şey “kaç param var, yetiyor mu” oluyor. Hele 2026’da, İstanbul’da yaşıyorsan ve kiralar 25 bin lirayı geçmişse, emekliliği şansa bırakmak tam delilik. Uzun vadeli birikim şart. Ben her ay dolar ve altın biriktiriyorum, çünkü mevduat faizi enflasyonun yanında su. Ayrıca, mutlaka sağlıklı kalmak için ek sağlık sigortası yaptırmak gerekiyor, yaş ilerleyince devlet hastaneleri yetersiz kalıyor. Son olarak, emeklilik için 20-25 yıl önceden Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) girmek çok fark ettiriyor; devlet katkısı ciddi para bırakıyor kasada. Kredi kartı borcuyla emeklilik hayal olmaz, bunu da not düşeyim. Emeklilikte rahat etmek için şimdiden taşın altına elini koymak şart.
Hisse senedi mi banka mevduatı mı? Kripto para mı devlet tahvili mi? Aynı 100 bin lirayı farklı yerlere koyduğunda 5 yıl sonra ne kalıyor, onu hesapladın mı hiç?
Banka mevduatı en güvenli ama en zayıf. 2026'de faiz oranları düşüyor, reel getiri negatif. Devlet tahvili biraz daha iyi, risk az ama enflasyonun üstüne çıkmazsan işin bitmiş. Hisse senedi oynaklı, şirket seçmek gerekir; Borsa İstanbul'da temettü veren şirketler var ama araştırma yapmayan para kaybeder. Kripto paranın ise dün 45 bin dolar, bugün 38 bin—bu oyunda uyku uyuyabilecek misin?
Başında ne kadar paranız var, kaç senelik ufkunuz, bir anda paraya ihtiyaç duyabilir misiniz—bunlar belirleyici. Bütün yumurtaları bir sepete koymak hata, ama hiç risk almamak da enflasyonun eline düşmek demek.
Birine sır veriyorsun, üç gün sonra başka birinden duyuyorsun. 2023’ün sonbaharında, üniversiteden yakın bir çocuk vardı; güven tam, sohbetler derin. Sonra bir akşam, kendi anlattığım bir şeyi başka bir arkadaşımın dilinden pat diye işittim. O an içimde bir şey kırıldı, ne kadar toparlamaya çalışsam da eskisi gibi güvenemiyorum.
Bir arkadaşın zor anında yanında olmamak, sonra o da senin krizinde kaybolmak—işte böyle ilişkiler yavaş yavaş soğuyor. Karşılıklı destek olmayan arkadaşlık tek yönlü bir yol, birisinin her zaman veren, diğerinin alan tarafta kalması demek. Biri gece yarısı telefonunuza çıkıyor, diğeri mesaj bile yanıtlamıyorsa, o bağ zamanla kopuyor. Gerçek arkadaşlık bu denli basit: birbiriyle kaldığınız zaman, birbiriyle de düştüğünüz zaman.
E-Devlet’te “SGK Tescil ve Hizmet Dökümü” kısmı resmen hayat kurtarıyor. Sabah 03:00’te bile bakabiliyorum, kimseye muhtaç olmadan. Müdürlükte sıraya girip beklemek, kağıt doldurmak falan tarihe gömüldü. Mobil uygulamadan da gir, 4A-4B-4C fark etmez, hepsi önüne dökülüyor; üşenmeyen yazıcıdan çıktısını da alıyor.
Bir kere kırıldı mı, o eski kafa rahatlığı dönmüyor. Liseden çok yakın bir arkadaşım, 2023 yazında, arkamdan benimle ilgili bir şeyi bir başkasına aktarmıştı. O gün bugündür, konuşuyoruz ama o içimdeki “bana her şeyiyle güvenir” duygusu gitti. İnsan ister istemez daha mesafeli davranıyor, anlatmak istediğini de seçiyor. Birine güvenmek için yıllar harcıyorsun, tek bir cümleyle yılların üstü çiziliyor. Tavsiye: Eğer aranızda bir yanlış olduysa, açık açık konuşup kendi hislerini ortaya dökmek şart. Susup sineye çekince, o içtenlik zaten geri gelmiyor. Bir daha da eskisi gibi kahkahalarla konuşamıyorsun, bu net.
İstanbul’da sabah 7’de servise yetişip, akşam dokuzda eve dönünce hayat diye bir şey kalmıyor. 2024’te Berlin’e taşındım, ofisten çıkınca market alışverişine bile zamanım oldu, parkta yürüyüşe de. Türkiye’de iş yaşamı insanı öğütüyor, Avrupa’da ise özel hayatın da nefes alıyor. En net fark: buradaki mesai biter, kimse iş mesajı atmaz.
00
Yıllık beyanname verirken, “indirilebilecek bağış ve yardımlar” alanı var. 2026’da LÖSEV’e 4.000 TL bağış yaptım, makbuzunu sakladım. Beyannamede yüzde 5’e kadar olan kısmı matrahtan düşebiliyorsun. İnsana hem iç huzuru, hem vergi indirimi geliyor. Tüyosu: Bazen şirketler sene sonunda çalışanlarını teşvik için topluca bağış yapıyor, makbuzları dağıtıyor. Şaşırtıcı ama yasal.
Burada en çok kaçırılan şeylerden biri “engelli indirimi”. Eşim yüzde 45 engelli raporuna sahip. Onun üzerinden yıllık ekstra indirimden yararlandık. Devlet, engelli yakınlarına da belirli oranda matrahtan düşme hakkı tanıyor. Raporunu, işyerine veya muhasebecine zamanında iletmek yeterli. Bunu atlayan çok kişi var.
Serbest meslek makbuzu kesiyorsan, yüzde 5 stopajın otomatik kesiliyor ama asıl mesele “vergiye uyumlu mükellef indirimi”. Üç yıl boyunca düzenli beyanname ve vergi ödemişsen, beyan edilen gelirin yüzde 5’i kadar (maksimum 5.000 TL) indirim. 2024’te ilk kez başıma geldi, güzel bir jest gibi hissettirdi. Ama ufak bir gecikmede hak yanıyor, affı yok.
Bir diğer kritik detay ise eğitim ve sağlık harcamaları. Geçen yıl kızım özel okulda okuyordu, yıllık 90.000 TL okul ücreti, üzerine 15.000 TL özel hastane faturası. Bunların yüzde 10’una kadar olan kısmı gelir vergisi matrahını düşürüyor. Faturaları özenle saklamazsan, Maliye net şekilde “hayır” diyor. E-faturaya geçtiysen avantajlısın, yoksa kutu kutu kağıt toplamak şart.
Buradaki temel kural şu: Her harcamanın resmi faturasını, dekontunu cillop gibi saklayacaksın. Söz uçar, fatura kalır. Olayı “muhasebeciye bırakırım” rahatlığıyla geçiştirirsen, ya hakkın yanar ya da günün birinde Maliye “Buyur gel, anlat bakalım” der. Açıkçası, Türkiye’de iş yapmak kadar işin vergi kısmına kafa yormak şart. Yoksa para kazanırken, “devlete kazandırmaya” çalışırken kendini bulursun.
00
Bir de “en fazla ne kadar aylık taksit ödeyebilirim” meselesi var. Hesapta aylık 5 bin TL sana koymuyor gibi geliyor ama ardından kredi kartı, ev kirası, faturalar derken boğuluyorsun. O yüzden ben her zaman kendi limitimin %60’ı kadar taksitli borca giriyorum. Acil durumlar için kredi çekerken en az üç aylık maaş kadar nakit kenarda olmalı. Bunu yapmadın mı, işin zor.
Kredi başvurusu yaparken başvuru sayısı da önemli. Her başvurun kredi notunu aşağı çekiyor. 2023 yazında birden fazla bankaya başvurdum, sistem otomatik olarak olumsuz puanladı. “Bir şey olmaz” diye düşünmek büyük hata. Hele hele SMS’le, internetten, kolay başvuru diye doldurulan formlar çok riskli. Her başvurun siciline yazılıyor.
Özetle; - Kredi notunu, gelirini, masrafları, vadeyi ve aylık ödeme kapasiteni netleştirmeden imza atmak delilik. - Sözleşmeyi oku, istemediğin ek ürünleri kabul etme. - Acil durumlar için kenarda paran olmadan krediye bulaşma. Banka, dostun değil; işin biter bitmez senden nasıl para kazanacağının hesabını yapıyor. Bunu unutma.
00
Bir de “özelleştirme” var. 2024’te TEİAŞ’ın satışı konuşuluyordu, 2020’lerde satılan limanlar, köprüler ortada. Bir defalık gelir, kalıcı çözüm değil. Kırk yılda bir kasaya sıcak para giriyor ama stratejik varlıklar gidiyor. Sonra o limanda çalışana, köprüden geçene zamlı tarife.
Benim gözümde; temel problem, harcamadaki disiplinsizlik. Gereksiz projeler, plansız ihaleler, şatafatlı protokol harcamaları... Bu işin sonu vergiyle boğmak, halkı yoksullaştırmak oluyor. Gerçek çözüm, gelir artırıcı kalıcı yatırımlar ve harcamada ciddi denetim. Kısa vadeli makyajlarla dönen sistem, uzun vadede patlak vermeye mahkum. Rahat batınca önce vatandaşı sıkıyorlar, sonra yine borç alıyorlar, sonra yine enflasyon. Hep aynı döngü.
Ekonomiyi yönetenler “para yok” deyince faturası tabii ki vatandaşa kesiliyor. Benim cebimden çıkan her kuruşun hesabı şaşmaz; devletin harcadığı her kuruşun hesabı ise çoğu zaman muamma. O yüzden biri “bütçe açığı kapatılacak” dedi mi, ben hep “hadi bakalım, yine mi biz ödeyeceğiz?” diye düşünüyorum.
00
Bir de kimlik bilgileri konusu var. 2010’larda T.C. kimlik numarasını vermek falan sıradan, şimdi bırak T.C.’yi, annenin kızlık soyadını bile paylaşmayacaksın. Çünkü o bilgiyle birileri senin adına kredi çekebilir, kendi gözümle gördüm; Kartal’da bir tanıdık 2024’te adına on beş bin liralık ihtiyaç kredisi çekildiğini bankadan gelen icra tebligatıyla öğrenmişti.
- SMS dolandırıcılıklarına dikkat: “Kargonuz teslim edilemedi” diye gelen linklere tıklama. Bankalar asla link göndermez.
- E-posta hesaplarını iki aşamalı doğrulama ile koru. Şifren, 12345 veya doğum tarihi olmasın.
- Bilmediğin bir uygulamayı telefona yüklerken iki defa düşün. Özellikle son zamanlarda Whatsapp görünümlü uygulamalarla çok insanın bilgisi çalındı.
- Sosyal medyada “Kolay yoldan para kazanmak” başlığı gördün mü, kaç. 2023’te Telegram gruplarında bir anda yayılan “Yatır 1000 lira, 3000 al” furyasında para yatıranların yüzde doksanı paranın yüzünü bir daha göremedi.
Eğer yaşlı bir aile bireyin varsa, teknolojiden anlamıyorsa, anlatacaksın. Benim babam hâlâ “Ziraat Bankası’ndan arıyoruz” diyenlere inanmaya meyilli. Her ay anlatıyorum: Resmi kurum seni aramaz, bilgi istemez. Emin olamıyorsan, önce bana sor.
Eskiden “Bizde bu işler olmaz” güveni vardı, şimdi paranı da namusunu da saniyeler içinde çalabiliyorlar. İki defa düşünmek, panik anında tepki vermemek, şüphe duyduğunda direkt bankaya ya da gerçek birine danışmak 2026’da hayatta kalmanın temel formülü.
En sert gerçek de şu: Dolandırıcıların zekâsı arttıysa, bizim de savunmamız artacak. Bilgiyle, pratikle, şüpheyle. Başka yolu yok.