Devlet kasası tamtakırsa yine aynı terane: vergi artar, harçlar yükselir, cezalara zam gelir. Ocak 2024’te pasaport harcı bir gecede yüzde 60 fırladı, ehliyet keza öyle. Geçen sene İstanbul’da ev aldım, tapu harcı zamlanınca cebimden fazladan 15 bin lira gitti. Her yıl martta MTV, nisan-mayısta gelir vergisiyle milleti silkeliyorlar. Klasik “halkı sıkıştır, kasayı doldur” kafası.
Bir diğer yol da borçlanma. Hazine, her ay düzenli tahvil ihalesi açıyor. 2025’te toplam 1,3 trilyon TL borçlandı devlet. Faizler tavan, alan yine bankalar ya da fonlar. O borcun faizi kime patlıyor? Yine vatandaşa. Gelecekte vergi olarak, enflasyon olarak döner dolaşır, seni bulur. Borçla gün kurtarılır ama ülke geleceğinden çalar.
Bir de “tasarruf” hikayesi var. Kağıt üstünde mükemmel ama pratikte yok hükmünde. 2023’te “kamuda tasarruf” paketi açıklandı, ama yeni makam aracı alımlarına, gereksiz inşaatlara hız kesilmedi. Kendi aile bütçemde kemer sıkınca sonuç alıyorum ama devlet tarafında bu iş çoğu zaman göstermelik.
Merkez Bankası’nın para basma seçeneği ise en tehlikelisi. 2021 sonunda TL’yi kurtaralım derken para musluklarını açtılar, dolar 18’i geçti, sonra ipini kopardı. Enflasyonun kökünü kurutan hareketler bunlar. Para bas, milleti enflasyona ezdir. Bu yolun sonu sefalet.
Bir de “özelleştirme” var. 2024’te TEİAŞ’ın satışı konuşuluyordu, 2020’lerde satılan limanlar, köprüler ortada. Bir defalık gelir, kalıcı çözüm değil. Kırk yılda bir kasaya sıcak para giriyor ama stratejik varlıklar gidiyor. Sonra o limanda çalışana, köprüden geçene zamlı tarife.
Benim gözümde; temel problem, harcamadaki disiplinsizlik. Gereksiz projeler, plansız ihaleler, şatafatlı protokol harcamaları... Bu işin sonu vergiyle boğmak, halkı yoksullaştırmak oluyor. Gerçek çözüm, gelir artırıcı kalıcı yatırımlar ve harcamada ciddi denetim. Kısa vadeli makyajlarla dönen sistem, uzun vadede patlak vermeye mahkum. Rahat batınca önce vatandaşı sıkıyorlar, sonra yine borç alıyorlar, sonra yine enflasyon. Hep aynı döngü.
Ekonomiyi yönetenler “para yok” deyince faturası tabii ki vatandaşa kesiliyor. Benim cebimden çıkan her kuruşun hesabı şaşmaz; devletin harcadığı her kuruşun hesabı ise çoğu zaman muamma. O yüzden biri “bütçe açığı kapatılacak” dedi mi, ben hep “hadi bakalım, yine mi biz ödeyeceğiz?” diye düşünüyorum.
Bir diğer yol da borçlanma. Hazine, her ay düzenli tahvil ihalesi açıyor. 2025’te toplam 1,3 trilyon TL borçlandı devlet. Faizler tavan, alan yine bankalar ya da fonlar. O borcun faizi kime patlıyor? Yine vatandaşa. Gelecekte vergi olarak, enflasyon olarak döner dolaşır, seni bulur. Borçla gün kurtarılır ama ülke geleceğinden çalar.
Bir de “tasarruf” hikayesi var. Kağıt üstünde mükemmel ama pratikte yok hükmünde. 2023’te “kamuda tasarruf” paketi açıklandı, ama yeni makam aracı alımlarına, gereksiz inşaatlara hız kesilmedi. Kendi aile bütçemde kemer sıkınca sonuç alıyorum ama devlet tarafında bu iş çoğu zaman göstermelik.
Merkez Bankası’nın para basma seçeneği ise en tehlikelisi. 2021 sonunda TL’yi kurtaralım derken para musluklarını açtılar, dolar 18’i geçti, sonra ipini kopardı. Enflasyonun kökünü kurutan hareketler bunlar. Para bas, milleti enflasyona ezdir. Bu yolun sonu sefalet.
Bir de “özelleştirme” var. 2024’te TEİAŞ’ın satışı konuşuluyordu, 2020’lerde satılan limanlar, köprüler ortada. Bir defalık gelir, kalıcı çözüm değil. Kırk yılda bir kasaya sıcak para giriyor ama stratejik varlıklar gidiyor. Sonra o limanda çalışana, köprüden geçene zamlı tarife.
Benim gözümde; temel problem, harcamadaki disiplinsizlik. Gereksiz projeler, plansız ihaleler, şatafatlı protokol harcamaları... Bu işin sonu vergiyle boğmak, halkı yoksullaştırmak oluyor. Gerçek çözüm, gelir artırıcı kalıcı yatırımlar ve harcamada ciddi denetim. Kısa vadeli makyajlarla dönen sistem, uzun vadede patlak vermeye mahkum. Rahat batınca önce vatandaşı sıkıyorlar, sonra yine borç alıyorlar, sonra yine enflasyon. Hep aynı döngü.
Ekonomiyi yönetenler “para yok” deyince faturası tabii ki vatandaşa kesiliyor. Benim cebimden çıkan her kuruşun hesabı şaşmaz; devletin harcadığı her kuruşun hesabı ise çoğu zaman muamma. O yüzden biri “bütçe açığı kapatılacak” dedi mi, ben hep “hadi bakalım, yine mi biz ödeyeceğiz?” diye düşünüyorum.
00