Bir sabah kapım çalınıp “Haftaya bizim oğlanın doğum günü, gelir misiniz?” diyen komşudan birkaç gün sonra, apartmanda sular kesildiğinde kapıma damacanayla dayanan başka bir komşuya kadar farklı tiplerle yaşadım. Sınır koymayınca işler karışıyor; biri gece 11’de “Bir fincan şeker var mı?” diye arayabiliyor, diğeri balkonunda sigara içince dumanı sana geliyor, ses çıkarmayınca iyice yüz buluyor. Ev dediğin insanın kalesi, kimse sürekli içeri girip çıkamaz. Samimiyet güzel, ama herkesin kendi alanı olmalı. İyi komşuluk bence ölçüyü korumakla başlıyor; fazlası bazen küçük bir rahatsızlıktan büyük bir huzursuzluğa dönüşebiliyor. Hele İstanbul gibi kalabalık şehirlerde, duvarı delip geçen muhabbetler eninde sonunda baş ağrısı oluyor. Ne çok mesafeli, ne fazla içli dışlı; tam dengede, tam kıvamında.
00