Gece 3’te tavana bakıp “Yine olmadı” diye iç geçirenlerdenim. Uykuya hasret büyümüş bir nesil var, ekrana gömülmekten gözleri çürümüş. Özellikle pandemi sonrası bende uyku diye bir şey kalmamıştı. Sabah 07:00’de gözlerim kan çanağı, kafam kazan gibi kalkıp işe gitmek zorunda kalınca çareyi araştırmaya başladım.
Öncelik: Yatak odasına telefonla girmemek. Zor ama bir hafta denedim, ciddi fark etti. 23:30’dan önce ekranı kapadığımda sabaha kadar deliksiz uyuyorum, yoksa sabah 05:00’te hâlâ saçma videolara bakıp “Bir tane daha izleyeyim” modundayım. Yatak odasında sadece kitap var, Kindle bile değil, gerçek kitap. Neymiş, ekran ışığı beyne gündüz algısı veriyormuş; işin başı burası.
İstanbul'da yaşıyorum, yoğun bir caddede evim. Geceleri dışarıdan korna, motor sesi geliyor, cam açık uyumak hayal. 2025’in yazında 3M’in bir kulak tıkacı modelini aldım, inanmazsın, ilk gece 8 saat uyumuşum. Gürültülü şehirde yaşayanlar için kulak tıkacı candır.
Kahve ve çay tüketimini 15:00’ten sonra kestim. Başta iş yerinde alışkanlık zorladı, sonra fark ettim ki akşamları kalbim göğsümden fırlamıyor, gözlerim pörtlemiyor. Kahve bağımlısıysan saatini hesapla, akşam 21:00’de içip de “Niye uyuyamıyorum” diye kendine kızma.
Karanlık çok fark ediyor. 2024’te blackout (karartma) perdeye geçtim, sabah güneşi yüzüme vurunca uyanma devri kapandı. Evde stor perde varsa takviye şart, her ışık uykuya balta. Hatta bu perdelere para harcamak “lüks” gibi görünmesin, direkt sağlık yatırımı.