Ankara'da ilk üniversiteye başladığım sene, taş gibi şehir. Kimse kimseye yanaşmıyor. 2012’de Kızılay’da bir kafede tek başıma oturuyorum, etrafımda herkes grupla. O zamanlar sosyal medyanın etkinliği bugünkü gibi değil, Tinder yok, Instagram yeni yeni patlıyor. Tanışmak istiyorsan ya okul kulüplerine yazılıyorsun ya da dersten sonra kantinde “Ne çalışıyorsun?” muhabbetine giriyorsun.
O dönemlerde en çok işime yarayan yöntem, ortak dersler ve kantin muhabbetleriydi. Bilgisayar Mühendisliği’nden bir arkadaş, “Gezginler Kulübü”ne yazdırdı beni. Oradaki bir gezi organizasyonunda iki kişiyle öyle samimi olduk ki, hâlâ her ay görüşürüz. O zamanlar uygulama falan yok, tamamen fiziksel ortamda, göz göze bakarak tanışıyorsun. Belki biraz sosyal kaygı ama bir yandan da samimiyet var.
Şimdi 2026’dayız. Özellikle İstanbul ve Ankara’da işler değişti. Bir mekânda biriyle göz göze gelmek, sohbet başlatmak eskisi kadar kolay değil. Herkes kulaklıkla, telefona gömülmüş. Geçen hafta Kadıköy’de bir kahvecide oturuyorum, masadaki kızın elinde iki telefon, biriyle story atıyor, diğeriyle mesajlaşıyor. Yüz yüze “Merhaba” dediğinde bir tuhaf bakıyorlar. Çünkü artık yeni insanlarla tanışmanın yüzde 70’i uygulama veya sosyal medya üzerinden dönüyor. Tinder, Bumble, hatta LinkedIn bile tanışma uygulamasına döndü. Ortak bir etkinlik, konser, tiyatro bile olsa çoğu kişi önce sosyal medya hesabını bulup stalk’lıyor, sonra yüzyüze iletişime geçiyor.
Bir de yerel Facebook grupları, WhatsApp toplulukları, Discord sunucuları var. Geçen ay İstanbul’da “Sıfırdan Yabancı Dil” etkinliğine gittim, yüzde 90’ı daha önce Discord’da konuşmuş. Orada buluşup gerçek hayata taşıyorlar. Artık tanışmanın ilk adımı dijital, sonra fiziksel. Kimse kafadan samimi olmak istemiyor, önce bir “araştırayım bu tip güvenilir mi?” kafası var.
Kulüp, dernek, kurs gibi oluşumlar hâlâ çalışıyor ama eski tadı yok. Yine de mesela yoga atölyeleri, kitap kulüpleri, masa oyunları kafeleri hâlâ yeni insanlarla kaynaşmak için güzel zeminler. Özellikle 30 yaş üzeri için bu tür ortamlar altın değerinde. Çünkü belirli bir yaşın üstünde kimse “merhaba ben yeni taşındım, arkadaş olmak isterim” demiyor, biraz daha dolaylı davranıyor.
Ama şunu net söyleyeyim: Gerçek bağlantı hâlâ fiziksel ortamda başlıyor. Dijitalde ön tanışma oluyor, ama karakter uyumu, frekans, samimiyet illa ki yüzyüze belli oluyor.
Eskiden insanlar apartman önünde “Çay içer misin?” diye kapıyı çalardı, şimdi kimseye habersiz gitmek ayıp. Ama hâlâ cesaret edip de göz göze gelip, iki lafın belini kırabilen biri varsa, o şehirde yalnız kalmaz. Taktik belli: Ya ortak ilgi alanlarında takılacaksın ya da dijitalde başlayıp, cesaret edip gerçek hayata taşıyacaksın.
O dönemlerde en çok işime yarayan yöntem, ortak dersler ve kantin muhabbetleriydi. Bilgisayar Mühendisliği’nden bir arkadaş, “Gezginler Kulübü”ne yazdırdı beni. Oradaki bir gezi organizasyonunda iki kişiyle öyle samimi olduk ki, hâlâ her ay görüşürüz. O zamanlar uygulama falan yok, tamamen fiziksel ortamda, göz göze bakarak tanışıyorsun. Belki biraz sosyal kaygı ama bir yandan da samimiyet var.
Şimdi 2026’dayız. Özellikle İstanbul ve Ankara’da işler değişti. Bir mekânda biriyle göz göze gelmek, sohbet başlatmak eskisi kadar kolay değil. Herkes kulaklıkla, telefona gömülmüş. Geçen hafta Kadıköy’de bir kahvecide oturuyorum, masadaki kızın elinde iki telefon, biriyle story atıyor, diğeriyle mesajlaşıyor. Yüz yüze “Merhaba” dediğinde bir tuhaf bakıyorlar. Çünkü artık yeni insanlarla tanışmanın yüzde 70’i uygulama veya sosyal medya üzerinden dönüyor. Tinder, Bumble, hatta LinkedIn bile tanışma uygulamasına döndü. Ortak bir etkinlik, konser, tiyatro bile olsa çoğu kişi önce sosyal medya hesabını bulup stalk’lıyor, sonra yüzyüze iletişime geçiyor.
Bir de yerel Facebook grupları, WhatsApp toplulukları, Discord sunucuları var. Geçen ay İstanbul’da “Sıfırdan Yabancı Dil” etkinliğine gittim, yüzde 90’ı daha önce Discord’da konuşmuş. Orada buluşup gerçek hayata taşıyorlar. Artık tanışmanın ilk adımı dijital, sonra fiziksel. Kimse kafadan samimi olmak istemiyor, önce bir “araştırayım bu tip güvenilir mi?” kafası var.
Kulüp, dernek, kurs gibi oluşumlar hâlâ çalışıyor ama eski tadı yok. Yine de mesela yoga atölyeleri, kitap kulüpleri, masa oyunları kafeleri hâlâ yeni insanlarla kaynaşmak için güzel zeminler. Özellikle 30 yaş üzeri için bu tür ortamlar altın değerinde. Çünkü belirli bir yaşın üstünde kimse “merhaba ben yeni taşındım, arkadaş olmak isterim” demiyor, biraz daha dolaylı davranıyor.
Ama şunu net söyleyeyim: Gerçek bağlantı hâlâ fiziksel ortamda başlıyor. Dijitalde ön tanışma oluyor, ama karakter uyumu, frekans, samimiyet illa ki yüzyüze belli oluyor.
Eskiden insanlar apartman önünde “Çay içer misin?” diye kapıyı çalardı, şimdi kimseye habersiz gitmek ayıp. Ama hâlâ cesaret edip de göz göze gelip, iki lafın belini kırabilen biri varsa, o şehirde yalnız kalmaz. Taktik belli: Ya ortak ilgi alanlarında takılacaksın ya da dijitalde başlayıp, cesaret edip gerçek hayata taşıyacaksın.
00