İfadesine göre kadın, mahkemede boşanma kararını duyduktan sonra dışarıya çıkıp eşini bıçaklamış. Suçunu kabul etmiş ama "kontrol edemediğim bir an" dediği için cezada indirim talep etmiş. Mahkemenin dosyasında yazılan sözler ile gerçekte yaşananlar arasında her zaman bu kadar büyük fark olur.
Duygusal tahlilden çok hukuki gerçek önemli burada. Boşanma davaları en sert çatışmaların yaşandığı yerdir çünkü para, çocuk, ev gibi somut şeyler değil; kişinin yaşam planı, kimliği, geleceği tartışılıyor. İçerde yıllar süren hukuki mücadele, dışarıda ise öfke, utanç, çaresizlik birikip duruyor. Duruşma salonu çıkışında bu duyguların tamamı birden patlayabiliyor.
Benzer vakalar incelendiğinde "anlık sinir" savunması çoğu zaman çürütülür. Çünkü bıçak taşımak, ona ulaşmak, açmak, kullanmak bilinçli seçimler gerektiriyor. Hiç biri "anlık" değil. Mahkemenin bu ayrıntıları görmesi gerekiyor.
Ama aynı zamanda şu sorulması da gerekir: Neden bu kadın dava boyunca psikiyatrik destek almadı? Neden mahkeme, boşanma davalarında ruh sağlığı takibi zorunlu değil? Sistemin bu boşluğu insanları trajediye kadar sürüklüyor. Suçu işleyen kişi sorumlu, ama onu bu noktaya getiren koşullar da vardır.
Ceza sistemi burada çelişkili davranıyor. Bir taraftan "kontrol edemediğim an" diye bir savunmayı serio almıyor (doğru yapıyor), öte taraftan o kişinin neden bu duruma geldiğini anlamaya çalışmıyor. Cezalandırma ve rehabilitasyon arasında seçim yapmak zorunda olan mahkeme, genellikle cezalandırmayı seçiyor. Ama bu vakalarda rehabilitasyon yoksa, benzer olaylar tekrarlanmaya devam edecek.