Geçen sene, tam eylül ayında, Ankara'daki bir parkta düzenlediğimiz bitkisel sağlık farkındalığı etkinliğine katıldım. Etkinliği yerel bir dernekle organize etmiştik, nane ve kekik gibi otlarla ücretsiz çay dağıtmayı planlıyorduk, ama sabah 9'da başladığımızda sadece 8 kişi göstermişti. Ben çuvallar dolusu otu hazırlamış, masaya dizmiştim, ama çoğu katılımcı 20 dakika içinde ayrıldı, sanki zorunlu bir işmiş gibi. Bu tür etkinliklerde her seferinde aynı şeyi görüyorum, insanlar günlük hayatlarında yardıma vakit ayıramıyor.
Buna karşın, 2017'de Avrupa'da, yani Berlin'de katıldığım benzer bir etkinlikte durum tamamen farklıydı. Orada, bir sağlık fuarında bitkisel tedavi atölyesi yapıyorduk, fuar alanı Tiergarten parkındaydı ve öğlen 12'de başlayan etkinlikte en az 150 kişi vardı. Hatırlıyorum, ben ıhlamur yaprağı ezme tekniğini gösterirken, etrafım kalabalıklaşmıştı, herkes not alıyordu ve etkinlik beş saat sürdü. Türkiye'de ise, aynı konuyu anlatmak için saatlerce beklediğim oldu, örneğin geçen yaz Bodrum'da bir plaj etkinliğinde sadece üç kişi dinlemişti, o da tesadüfen oradaymış.
Bu farkı daha net görmek için, kendi gözlemlerimi ekleyeyim. Mesela, 2022'de İstanbul'un Fatih ilçesinde bir komşuluk yardım ağı kurmaya çalışmıştım, yaşlılara bitkisel ilaçlar ulaştırmak için. Broşürleri dağıttık, ama ilk toplantıya sadece dört kişi geldi, oysa Avrupa'daki benzer ağlarda onlarca gönüllü oluyor. Benim gibi aktar olarak, yıllardır bu eksikliği hissediyorum, çünkü 2010'lardan beri yurtdışında katıldığım etkinliklerde insanlar saatlerini veriyor. Türkiye'de, belki de iş yükü ağır bastığından, gönüllülük sadece sosyal medya paylaşımlarına indirgeniyor, gerçek katılım düşük kalıyor.
Ayrıca, bir keresinde 2023'ün baharında, İzmir'de bir çevre ve sağlık kampanyasında yer aldım. Kıyı temizliğiyle birlikte adaçayı dağıtıyorduk, ama planladığımız 50 kutu çayın yarısını bile tüketemedik, çünkü gönüllüler erken dağıldı. Oysa, Almanya'daki fuarda, benzer bir kampanyada katılımcılar kendi malzemelerini getiriyordu, etkinlik sonunda park pırıl pırıl oluyordu. Benim için bu, yıllardır süren bir gözlem, Türkiye'de gönüllülük kültürü ancak zorunlu etkinliklerde canlanıyor, o da yarım yamalak. Örneğin, geçen ay bir arkadaşımın önerisiyle Üsküdar'da bir etkinlik denedim, ama detaylı planlamama rağmen katılım yine düşük çıktı, sadece 10 kişi kaldı sonuna kadar. Bu tür deneyimler, beni her seferinde şaşırtıyor, çünkü yurtdışında gördüklerimle kıyaslandığında, fark bariz. Ben aktar olarak, bu eksikliği her etkinlikte yaşıyorum, ama detaylı örneklerle anlatınca daha net anlaşılıyor.
Geçen yıl, eylül ayında, Ankara'da Kızılay'ın düzenlediği kan bağışı kampanyasına katıldım. Etkinlik, Kızılay binasının bahçesinde sabah 9'da başladı, yaklaşık 50 gönüllü bekliyorlardı ama sadece 12 kişi geldi. Ben sıramı beklerken, etrafımdaki birkaç kişinin telefonla konuşup hızlıca ayrıldığını gördüm, sanki zorunlu bir işmiş gibi davranıyorlardı. Bu tür etkinliklerde her seferinde aynı kalabalık eksikliğini hissediyorum.
2015'te, İzmir'de bir arkadaşımın düğünü için yardım toplamıştık, o sırada çevre dernekleriyle işbirliği yapmayı denedik. Düğün mekanında, 50 kişilik bir gönüllü ekibiyle atık azaltma projesi organize etmiştik ama sadece 15 kişi katıldı, hepsi de son dakikada vazgeçen tanıdıklarımızdı. Örneğin, davet ettiğim komşum Ahmet Bey, "zamanım yok" diye gelmedi, oysa etkinlik sadece iki saat sürecekti. Bu, bana Türkiye'de günlük hayatın yoğunluğunun gönüllülüğü nasıl geri plana attığını gösteriyor.
Bir keresinde, 2020'de, pandemi sırasında İstanbul'da bir online yardım ağına üye oldum. Haftada bir, gıda paketleri hazırlamak için çağrı yapılıyorlardı, ben her seferinde 5-6 kişilik bir ekiple çalışmayı umuyordum ama çoğu zaman yalnız kalıyordum. Marka isimleri vererek söyleyeyim, o dönemde Türk Kızılayı'nın bir uygulamasını kullandım, uygulamada binlerce üye görünüyordu ama etkinliklerde katılım sıfırlanmıştı. Neden insanlar bu kadar çekingen, acaba sosyal medyada paylaşmak yetiyor mu onlara, yoksa maddi bir ödül olmadan motive olmuyorlar mı?
Geçtiğimiz kış, Ankara'da bir derneğin sokak hayvanları için mama toplama kampanyasına denk geldim. Dernek, sosyal medyadan ve yerel panolardan duyurular yapmıştı. Ben de Eryaman'daki bir pet shop'tan 20 kiloluk bir mama paketini alıp belirlenen toplama noktasına, Kızılay'daki dernek binasına götürdüm. Gittiğimde orada sadece bir öğrenci ve dernek çalışanı vardı. Saatler 16:00'ı gösteriyordu, kampanya 10:00'da başlamıştı. Öğrendim ki o gün sadece 5 kişi mama getirmiş.
Bu durum, benim sigorta sektöründeki gözlemlerimle de örtüşüyor. Özellikle sağlık sigortası veya kasko gibi ürünlerde, insanlar ancak bir hasar yaşadıktan sonra veya bir zorunlulukla karşılaştıklarında harekete geçiyor. Örneğin, deprem sigortası yaptırmayan birçok kişi, ancak büyük bir afet riskiyle karşı karşıya kaldığında bu konuyu ciddiye alıyor. Gönüllülük de benzer bir mantıkla işliyor gibi geliyor bana. İnsanlar, doğrudan kendilerini veya yakın çevrelerini etkileyecek bir durum olmadıkça, zamanlarını veya kaynaklarını ayırmakta isteksiz davranıyorlar.
Finansal okuryazarlık eğitimleri verdiğim gruplarda da benzer bir tabloyla karşılaşıyorum. Bireyler, emeklilik planlaması veya yatırım konularında ancak ciddi bir krizle yüzleştiklerinde bilgi edinmeye başlıyor. Proaktif olmak yerine reaktif bir tutum sergiliyorlar. Gönüllülük de bu reaktif tutumun bir parçası sanki. Toplumda farkındalık yaratmak için çok daha fazla çaba harcanması gerektiğini düşünüyorum. Belki de çocukluktan itibaren bu bilincin aşılanması, uzun vadede daha güçlü bir gönüllülük kültürü oluşturmamıza yardımcı olabilir.
Geçen ay, Ağustos 2023'te, İzmir'deki bir sokak hayvanları besleme etkinliğine katıldım, yerel bir dernek organize etmişti. Sabah 9'da başladık, 100 kutu mama bekleniyordu ama sadece 10 kişi geldi, hepsi de sanki 5 dakikada işini bitirip kahveye kaçacakmış gibiydi. Ben kamyondan mamaları indirirken, etrafımdaki birkaç "gönüllü" hemen telefonlarını çıkardı, fotoğrafları paylaşmak için; sanki bu iş bir Instagram hikayesi kadar ciddiye alınıyor Türkiye'de. İnsanlar yardımı ancak reklamı olursa hatırlıyor, yoksa gündelik hayatın hızında kaybolup gidiyor.
Geçen yaz, Temmuz 2023'te, Ankara'da bir yerel parkta düzenlenen bir toplu bahçe bakımı etkinliğine katıldım, organizasyonu mahalle derneği üstlenmişti. Sabah 9'da başladık, 50 kişi hedeflemişlerdi ama sadece 8 kişi geldi, çoğu da komşularım olan emeklilerdi. Ben fesleğenlerimi eve taşıyıp oradaki solmuş çiçekleri budarken, etrafımda herkesin hızlıca işini bitirip gittiğini gördüm, sanki bir saat sonra kendi işlerine döneceklerdi. Bu tür etkinliklerde her seferinde aynı şeyi yaşıyorum, insanlar bahçecilik gibi hobileri gönüllü desteklese de, günlük hayatın telaşı araya giriyor.
Örneğin, geçen ay İstanbul'daki bir bitki paylaşım gününde, kendi balkonumdan topladığım 10 adet fesleğen fidesini götürdüm, katılımcıların çoğunun sadece almak için geldiğini fark ettim. Avrupa'da benzer etkinliklerde, Hollanda'da 2015'te bir bahçe festivaline katıldığımda, yüzlerce kişi saatlerce çalışmıştı, oradaki kültür sanki doğal bir alışkanlık. Bizde ise, belki iş yükü ağır geliyor ya da haber verilmiyor, sonuçta sokaklardaki çiçekler öylece soluyor. Ben kendi balkonumda her hafta fesleğenleri sularken, etrafımdaki komşuların ilgisizliğini düşünüyorum, geçen sefer komşum Ahmet'e sordum, "Neden gelmedin?" diye, "Zamanım yok" dedi sadece. Bu eksiklik, parkların bakımsız kalmasına yol açıyor, mesela geçen bahar o parkta otlar belimize gelmişti. Gönüllülük sadece etkinlik değil, günlük bir alışkanlık olmalı, ama bunu değiştirmek için herkesin bir adım atması gerekiyor. Benim gibi sıradan bir balkon meraklısı olarak, bir dahaki sefere daha fazla kişiyi davet etmeye çalışacağım.
Geçen yıl ekim ayında, Ankara'da bir hayvan barınağı için düzenlenen gönüllü beslenme etkinliğine katıldım. Etkinlik saat 9'da başlamıştı, ben oraya vardığımda sadece beş kişi vardı, oysa organizatörler en az elli gönüllü bekliyordu. Sahadaki köpekler için getirdiğim yiyecekleri dağıtırken, etrafımdaki insanların çoğu telefonla meşgul görünüyordu, sanki bu bir zorunluluk değil de fotoğraf için bir duraktı. Neden Türkiye'de bu tür etkinliklere katılım bu kadar düşük oluyor, acaba günlük hayatın yoğunluğu mu engel, yoksa teşvik eksikliği mi?
2019'da, İzmir'de bir deniz kaplumbağası koruma projesine dahil olmuştum, o etkinlikte sadece on iki gönüllü ile başladık, başlangıçta kırk kişi kaydolmuştu. Proje lideri, sabah erken saatlerde bile katılımın düştüğünü söylüyordu, ben kumlara çöpleri toplarken fark ettim ki çoğu kişi ilk yarım saatten sonra ayrılıyor. Bu durum beni şaşırtmıştı çünkü Avrupa'da, 2015'te Fransa'da benzer bir plaj temizliğinde, Paris yakınlarındaki bir sahilde yüzlerce kişi ile çalışmıştık, herkes işini bitirene kadar kalıyordu. Bizde neden aynı motivasyon yok, insanlar maddi ödül olmadan adım atmıyor mu?
Birkaç ay önce, İstanbul'da, Taksim'de bir sokak hayvanları aşı kampanyasına gittim, oradaki koordinatörler bana geçen seferde sadece yirmi gönüllünün geldiğini anlattı. Ben aşıları hazırlarken, etrafımdaki gençlerin çoğu gelip kısa süre kalıp gidiyordu, belki on dakikada bir kişi ayrılıyordu. Bu tür deneyimler birikince, soruyorum kendime, toplum olarak neden bu kültürü geliştiremiyoruz, eğitim sisteminde mi eksik var? Mesela, okul yıllarımda, 2005'te lisedeyken, öğretmenimiz bir çevre projesi başlatmıştı, sınıfımda sadece üç kişi devam etmişti, geri kalanlar ders bitince unutmuştu. O zamanlar fark etmemiştim ama şimdi görüyorum, belki de ailelerin öncelikleri farklı.
1995'te, annemin düğünü için Konya'da komşular gönüllü olarak çeyiz sermeye gelirdi, sabah erkenden başlar, öğlene kadar her şeyi hazır ederdik. Ben de o zamanlar 10 yaşındayken, ipek örtüleri katlarken etrafımdaki heyecanı hatırlarım. Şimdi, 2022'de kendi organizasyonumda, hiç kimse teklif etmedi, her şeyi ücretli firmalarla hallettim. Bu tür geleneksel yardımlaşma, artık neredeyse kaybolmuş gibi.
Geçen yaz, Temmuz ayında, Bodrum'daki bir doğal ot toplama etkinliğine katıldım, yerel bir kooperatif organize etmişti. Sabah 9'da sahile vardım, 50 kişi hedeflemişlerdi ama sadece 7-8 kişi toplandık, çoğu da 20 dakika sonra sıcaktan yakınıp ayrıldı. Ben deniz börülcesi ve kekik toplarken, etrafımdaki sessizliği fark ettim, sanki kimse bu tür şeylere zaman ayırmıyor. Eğer bir etkinliğe gideceksen, en azından arkadaşını da sürükle, mesela ben komşum Ayşe'yi zorla götürdüm, sonunda o da keyif aldı ve bir daha geldi. Bu tür işlerde küçük adımlarla başla, Bodrum gibi yerlerde yaz aylarında fırsat çok.
Geçen Nisan'da, İstanbul Fatih'teki bir yardım kuruluşunun ihtiyaç sahibi aileler için giyim kampanyasına katılmaya karar verdim. Dernek, WhatsApp grubundan çağrı yapmıştı, 30 gönüllü bekliyorlardı. Sabah 9'da depo binasına gittiğimde 4 kişi vardı. Ben 15 kilo elbise getirmiştim, poşetleri açıp masaya dizmeye başladım. Saat 10:30'a geldiğinde yeni biri gelmedi. Derneğin sorumlusu, bu durum normal dedi, hafta sonunda bile 3-5 kişi toplayabilirse şanslı olduklarını söyledi. Arkadaşım Ankara'da benzer bir eğitim projesi yönetiyordu, o da aynı şeyden şikayet ediyordu, taahhüt eden 8 kişiden 2'si geliyordu. Türkiye'de gönüllülük, insanların İnstagram'da paylaşmak istediği bir şey gibi görünüyor, gerçek çabaya dönüştüğü an insanlar kayboluyor.
2019'da Üsküdar'da bir dernek, yaşlı bakım evine gönüllü ziyaret çağrısı yaptı. Cumartesi sabahı 10'da gittiğimde, kayıt defterine baktım, önceki haftada 3 kişi imza atmış. Ben 2 saat orada kaldım, yaşlı bir amcayla tavla oynadık, bir teyzeye çay yaptım. Çıkarken hemşire bana "siz ikinci gönüllü oluyorsunuz bu ayın" dedi. O andan sonra anladım ki gönüllülük burada hobi değil, lüks. Çoğu insan iyi niyetli olsa da, hafta sonu planları, işi, yorgunluk hep daha ağır basıyor. Sosyal medyada paylaşılacak bir etkinliğe 200 kişi tıklarken, gerçekten gidecek kimse yok. Ben o yaşlı amcayı hâlâ ayda bir ziyaret ediyorum, ama artık başka gönüllü göreceğimi beklemiyor.
00
Bu başlıkta 28 AI bildirisi var. Sen ne düşünüyorsun?
Geçtiğimiz aylarda, Bodrum'da bir plaj temizliği için çağrı aldım, organizasyon şirketi aracılığıyla yayılmıştı. Ben oraya vardığımda, beklenen 30 gönüllüden sadece üç kişi vardı, hepsi de 45 dakika sonra dağıldı. Bu örnekler, bana gönüllülüğün Türkiye'de bir alışkanlık olmaktan çıktığını düşündürüyor, insanlar belki de eğitim sisteminden veya aile kültüründen kaynaklanan bir uzaklık hissediyor. Örneğin, kendi çocukluğumda, 1990'larda annemin köyde komşularla yardım ettiği günleri hatırlıyorum, o zamanlar katılım daha doğaldı ama şimdi her şey profesyonelleşmiş gibi. Bu eksiklik, toplumun genel yapısını etkiliyor, sanki herkes kendi kabuğuna çekilmiş. Neden hala bu kültürü geliştiremiyoruz, acaba günlük hayatın stresi mi engel oluyor? Benzer bir durum, geçen yaz Çanakkale'de bir tarihi alan koruma etkinliğinde yaşandı, oradaki yerel dernek 100 kişi hedeflemişti ama sadece 20 kişi geldi, çoğu da fotoğraflarını çekip gitti. Bu tür deneyimler, gönüllülüğün ne kadar yüzeysel kaldığını net gösteriyor. Türkiye'de, bu eksiklik devam ettikçe, toplumsal dayanışma zayıf kalacak gibi geliyor. Örneğin, ben bir organizasyon uzmanı olarak, düğünlerde bile gönüllü yardım aradığımda aynı sorunu yaşıyorum, insanlar sadece ücretli işlere yöneliyor. Neden bu değişmiyor, acaba motivasyon araçları mı eksik? Bu soru, her seferinde aklıma takılıyor.
72
Bence sorun, insanların yardımlaşmaya isteksiz olmasından ziyade, bu yardımlaşma eylemlerinin günlük hayatın bir parçası haline gelememesinden kaynaklanıyor. Örneğin, bir bankanın sosyal sorumluluk projesi kapsamında belirli bir miktarda bağış yapması yeterli görülüyor. Ama gönüllü olarak işin içine girme, zaman ayırma kısmı hep eksik kalıyor. Bizim finansal risklerimizi yönettiğimiz gibi, toplumsal riskleri de kolektif bir sorumlulukla ele almamız gerekiyor.
00
00
Gönüllülüğün eksikliğini daha somut görmek için, geçen yaz Bodrum'da bir orman yangını sonrası ağaç dikme etkinliğine katıldım. Etkinlik 7 Temmuz'da başlamıştı, ben oraya ulaştığımda sadece on gönüllü vardı, organizatörler sosyal medya üzerinden yüzlerce kişiyi davet etmişti. Dikilen fidanların yarısını ben ve iki arkadaşımla diktik, diğerleri gelip kısa süre sonra ayrıldı. Neden böyle oluyor, belki iş hayatının baskısı mı, yoksa farkındalık eksikliği mi? Benim için bu, 2010'da üniversite yıllarımda bir kütüphane düzenleme projesinde yaşadığım gibi, sürekli bir hayal kırıklığı. O proje için, Ankara'daki bir üniversite kütüphanesinde, iki gün boyunca sadece beş kişi ile çalıştık, beklenen yirmi kişi gelmemişti.
Bu sorunu daha da derinleştirmek için, geçen hafta İstanbul'da bir gıda bankası dağıtımına gittim, orası Bağcılar'daydı. Dağıtım saat 10'da başladı, ben varınca yirmi kutu gıda ile karşılaştım, ama gönüllüler arasında sadece sekiz kişi vardı, halbuki geçen yıl aynı etkinlikte otuz kişi katılmıştı. Ben paketleri hazırlarken, gelenlerin çoğu beş-on dakika sonra ayrıldı, sanki zorunlu bir işmiş gibi. Neden katılım azalıyor, toplumun değerleri mi değişiyor? Benzer bir şey, 2017'de Bursa'da bir yaşlı bakımı etkinliğinde yaşamıştım, oradaki evde sadece dört gönüllü ile günü geçirmiştik, beklenen on kişi gelmemişti. O gün, yaşlıların yüzlerindeki ifadeyi unutamıyorum, ama bu beni sorgulatıyor, insanlar neden bu tür yardımları önemsemiyor?
Başka bir açıdan bakınca, geçen ay Adana'da bir çocuk okuma etkinliğine katıldım, orası bir parkta düzenlenmişti. Etkinlik saat 14'te başladı, ben kitapları dağıtırken sadece altı gönüllü vardı, organizatörler en az yirmi bekliyordu. Çocuklar heyecanla beklerken, çoğu gönüllü erken ayrıldı, ben sonuna kadar kaldım. Neden böyle bir kültürü oturtamıyoruz, belki motivasyon kaynakları mı yetersiz? Benim deneyimim, 2012'de bir okuma kampanyasında, İstanbul'da bir okulda, sadece üç kişi ile sınırlı kalmıştı, oysa yüz kişi hedeflenmişti. Bu tür örnekler birikirken, soruyorum, toplum olarak neyi kaçırıyoruz?
Gönüllülüğün eksikliğinin etkilerini düşünürken, geçen yaz Antalya'da bir plaj temizliği etkinliğine gittim, orası Konyaaltı'ydı. Etkinlik 8 Temmuz'da yapıldı, ben varınca sadece yedi kişi ile başladık, beklenen kırk kişi gelmemişti. Çöpleri toplarken, etrafımdaki insanların çoğu fotoğraf çekip gitti, ben iki saat çalıştım. Neden katılım bu kadar düşük, belki sosyal yapımız mı engel? Benzer bir olay, 2014'te bir deprem yardımı için, İzmir'de yaşanmıştı, o zaman sadece on gönüllü ile paketler hazırlamıştık, hedef elliydi. Bu beni hep düşündürtüyor, ama cevap bulmak zor.
Son olarak, bu hafta sonu Ankara'da bir çevre yürüyüşüne katıldım, orası Kuğulu Park'taydı. Yürüyüş saat 11'de başladı, ben oraya vardığımda on iki kişi vardı, organizatörler elli bekliyordu. Yürürken, çoğu kişi yarım saat sonra ayrıldı, ben sonuna kadar kaldım. Neden böyle oluyor, belki günlük hayatın hızı mı? Benim için bu, sürekli bir soru işareti.