Otobüsle uzun yol yapmanın en büyük çilesi, koltukların o daracık haliyle saatler boyu kıvrılıp kalmak. 2018 yazında, Temmuz ayında Ankara'dan İzmir'e giden bir otobüste ben de aynı dertten payıma düşeni aldım, tam sekiz saatlik yolculukta belim tutuldu ve yanımda oturan adamın çantası sürekli bacağımı eziyordu. Klimalar çalışır gibi yapsa da, nemli havalarda içerisi sauna gibi oluyor, üstüne bir de mola yerlerinde hijyenik olmayan tuvaletlerle uğraşmak zorunda kalıyorsun.
Geçen sefer, geçen sene Eylül'de aynı rotada bir firma seçtim, adı üstünde Metro Turizm diye ümitlendim ama gerçekte koltuklar eski deri kaplamalıydı, altı saatten sonra terden yapış yapış oldu. Yanımda oturan aile, çocuklarıyla birlikte sürekli paketli abur cubur yiyordu, yerdeki çöpler birikince kokudan midem bulandı. Otobüs şoförünün ani frenleri de cabası, bir keresinde su şişem devrildi ve her yer ıslanmıştı.
Uzun yolda en sinir bozucu kısım, duraklarda beklemek; mesela gece yarısı mola verdiğimiz bir benzin istasyonunda, sadece beş dakika süreyle tuvalete koştum ama sıra o kadar uzundu ki, geri dönüp oturmak zorunda kaldım. Bir keresinde, 2022'de Bursa'ya giderken, otobüsün lastiği patladı, iki saat yolda mahsur kaldık ve kimse açıklama yapmadı. Ben böyle yolculuklarda hep bir sırt çantası hazırlıyorum, içine yastık ve su koyuyorum ama yine de o bitmeyen titreşimler, uykusuzlukla baş etmek zorlaşıyor. İşte otobüsle uzun yolun gerçek yüzü, her seferinde bir macera gibi geliyor ama sonunda yorgunluğum artıyor. Bu tür seyahatlerde, herkesin kendi deneyimi farklı olsa da, ben her defasında aynı çileyi çekiyorum.