2012 yazı, pasaportumun ilk damgası: prag. vize için 2 saat kuyruk, 47 euro bozdurup üç gün boyunca sadece hamur işiyle yaşamak. havaalanından şehre kadar korkudan hiç konuşmadan gitmek, sadece tabelalardan şehir merkezi aramak. staropramen’in bira değil de musluk suyu gibi sunulmasına şaşırmak. hostel odasında brazilian bir çocukla euroleague finalini youtube’dan izlemek. o zamandan beri prag deyince hala burnuma ağır mayalı ekmek kokusu geliyor.
00