Yine karanlık bir Suriye haberi. Mart 2026, Halep’in kuzeyinde, eski hava kuvvetleri üssünün birkaç yüz metre uzağında kazılan topraklardan onlarca ceset çıkarılıyor. Yerel kaynaklar 70’ten fazla bedenin üst üste gömüldüğünü söylüyor. Cesetlerin çoğu elleri arkadan bağlı, üstlerinde o yıllardan kalma sivil kıyafetler. Fotoğrafları gördüm, insanın beynine işliyor.
2012’den sonra Esad rejimi Halep’te iyice köşeye sıkışmıştı. O bölgede kontrolü kaybedince, alelacele çekilirken ardında iz bırakmayacaklarını sanıp toplu infazlar yapmışlar. Olayın üstünden on yıldan fazla geçmiş. Yine de yakınlarını arayan insanlar var, ellerinde eski fotoğraflar, mezarın başında belki bir iz bulurum diye bekliyorlar. O topraklarda kaybolan binlerce kişinin akıbeti hâlâ karanlıkta.
Bir toplu mezar bulununca, “bütün o yıllar boyunca anlatılanlar doğru muydu” diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü Suriye’deki savaş boyunca hep duyduk: gözaltında kaybolanlar, gece ansızın alınanlar, bir daha kimsenin haber alamadığı gençler, kadınlar… Uluslararası raporlarda bu bölge zaten işaret ediliyordu. Ama çoğu zaman dış dünya için satır arası, Suriye için ise acının ta kendisi.
Hukuki açıdan bakınca mesele çok net: Bu, savaş suçu hatta insanlığa karşı suç. Ama işin pratiği başka. Suriye baştan aşağı enkaz; adalet nerede, kim sağlayacak? Orada suçluları yargılayacak bağımsız bir mahkeme yok. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Suriye üzerinde yetkisi yok, çünkü BM Güvenlik Konseyi’nden Rusya veto koyuyor. Aslında herkes biliyor, kimse hesap sormuyor.