İlk defa 2017’de şahıs şirketi açarken tanıştım bu dertle. İstanbul Vergi Dairesi, Beşiktaş Şubesi. O zamanlar e-beyanname yeni yeni hayatımıza girmişti ama ben hâlâ elden dosya falan taşıyordum. Her ay, stopajı, KDV’si, geçici vergisi… Sanki devletle ortak iş yapıyoruz, öyle bir denetim, öyle bir inceleme. “Bir fatura eksik mi?” diye korkuyla Excel’de satır sayardım. Yıllık gelir vergisi beyannamesinde ise başka bir gerilim. Mart ayı gelince yeminli mali müşavir aranır, “Abi bu sene ne yapıyoruz?” derim. O da “Her şey aynı, ama şu yeni tebliğe bakmamız lazım” deyip duruyor.
Türkiye’de vergi beyannamesi demek, aslında bir kafa karışıklığı demek. Her şey net gibi görünüyor ama özel durumlar, istisnalar, cezalar aralarda saklanmış. Mesela 2022’de bir arkadaşımın şirketi, 12 bin TL’lik gecikme cezası aldı. Nedeni, KDV beyannamesini iki gün geç vermiş. Hiç affı yok. Oysa Almanya’da ya da Hollanda’da işler daha insani ilerliyor. Berlin’de yaşayan bir tanıdığım, ilk yılın sonunda vergi dairesinden otomatik bir özet almış, “Gelirin şu, giderin bu, kontrol et, onay ver” demişler. İtiraz edilecek bir şey varsa sistem izin veriyor, yoksa üç tıkla bitiyor.
Türkiye’de “Her ayın 24’ü, 26’sı” diye bir stres var. Kapanmayan Gelir İdaresi Başkanlığı sitesi, iki dakikada bir atılan sistem dışı uyarısı… Hele ki Mart’ta herkes beyanname peşinde, sistem tamamen kilit. Bir de şu olay var; mükellef kendi veriyor, ama sorumluluk yine mali müşavirde. Adamlar gece 3’te ofiste, çünkü bir beyanname gecikirse ceza direkt kendi cebinden çıkıyor. Yani mevzuat karmaşık, sistem arızalı, insanı çileden çıkarıyor. Bazen “Yahu bu ülke girişimci mi istiyor, yoksa herkesin ayağını mı kaydırmaya çalışıyor?” diye düşünüyor insan.