Ders çalışırken dikkat dağınıklığı, özellikle yurtdışında okurken ayrı bir boyut kazanıyor. Almanya’ya yeni taşındığım yıl, elimde kitap, önümde kahve, niyetim sabaha kadar verimli çalışmak. Fakat o sırada WhatsApp’tan Almanya’daki Türk marketlerinin yeni indirimlerini gösteren bir mesaj geliyor. 5 dakika bakayım diyorum, yarım saat geçmiş. Hemen ardından Spotify’da yeni çıkan gurbetçi şarkıcıları keşfetme isteği geliyor. Bir bakmışım, kitap yine kapanmış. Kendimi kaybediyorum.
Bir ara şöyle bir şey denedim. Masanın üstüne sadece çalışacağım konunun kitaplarını bıraktım, telefon başka odaya. Oda kapalı, pencere aralık. Berlin’in o meşhur soğuğu içeride olunca, insan yerinden kalkıp camı kapatmak istemiyor zaten. Mola vermek için bahane de azalıyor. Dakika tuttum, 25 dakikada bir küçük molalar. Başta zorlandım ama sonra alışınca işe yaradı. Pomodoro dedikleri sistemi denemek için pahalı uygulama almadım, mutfaktan getirdiğim yumurta saatini kurdum. Tik tak sesi başta rahatsız etti, ama sonra o ses “çalışıyorsun” hissini vermeye başladı.
Pandemi zamanı evdeyken, ev arkadaşım mutfakta sürekli bir şeyler pişiriyordu. Koku gelince yine dikkat dağılıyor. Çözüm basit: camı açıp, kısa bir tur attım, sonra tekrar masaya oturdum. Bazen klasik müzik açıyorum, ama sadece sözsüz olanlar. Çünkü sözlü olursa, ister istemez konsantre olamıyorum. Özellikle Bach ve Chopin iyi gidiyor.
Bir dönem YouTube’da “study with me” videoları açıyordum. Çinli bir öğrenci 2 saat boyunca hiç hareket etmeden ders çalışıyor. Ekrana bakıp bakıp, ben de kendimi ona eşlik ediyor gibi hissediyordum. O videoların bir tuhaf motivasyonu var. Belki yalnız hissettiğimden, belki de herkes çalışıyor ben niye çalışmayayım psikolojisinden.
Ders çalışırken not almak da odaklanmamı artırıyor. Renkli kalemlerle yazınca insanın içi açılıyor. Özellikle Almanya’daki DM’den aldığım Stabilo marka fosforlu kalemlerin hastası oldum. Sarı olanı ayrı güzel. Bir de küçük post-it’lerle kitaplara işaret koyuyorum. Bölüm bölüm ilerlemek daha kolay geliyor. Sınav zamanı geldiğinde, “ben bu bölümü zaten renkliyle işaretlemiştim, bak orada önemli bir şey vardı” diyerek geri dönebiliyorum.
En çok zorlandığım detay ise, aileyle zaman farkı. Türkiye’de gece saat 12, burada akşam 11. Tam dersin ortasında, annem arayıp “çamaşır makinesinin filtresi nasıl temizlenir” diye soruyor. Durduramıyorsun. O yüzden telefonun bildirimlerini sessize almak şart oldu. WhatsApp’ta “ders çalışıyorum, önemliyse mesaj at” diye bir durum bile yazdım bir ara.
Kısacası, dikkat dağınıklığıyla savaşmak için en pratik şey ortamı sadeleştirmek oldu benim için. Teknolojiyi kapamak, yiyecekleri göremeyeceğim bir yere kaldırmak, kısa molalarla ödül sistemine bağlamak. Hem Almanya’da hem Türkiye’de benzer şeyler yaşanıyor aslında. Ama burada insan tek başına olunca, dikkat dağınıklığı da başka bir şekilde vuruyor.
Bir ara şöyle bir şey denedim. Masanın üstüne sadece çalışacağım konunun kitaplarını bıraktım, telefon başka odaya. Oda kapalı, pencere aralık. Berlin’in o meşhur soğuğu içeride olunca, insan yerinden kalkıp camı kapatmak istemiyor zaten. Mola vermek için bahane de azalıyor. Dakika tuttum, 25 dakikada bir küçük molalar. Başta zorlandım ama sonra alışınca işe yaradı. Pomodoro dedikleri sistemi denemek için pahalı uygulama almadım, mutfaktan getirdiğim yumurta saatini kurdum. Tik tak sesi başta rahatsız etti, ama sonra o ses “çalışıyorsun” hissini vermeye başladı.
Pandemi zamanı evdeyken, ev arkadaşım mutfakta sürekli bir şeyler pişiriyordu. Koku gelince yine dikkat dağılıyor. Çözüm basit: camı açıp, kısa bir tur attım, sonra tekrar masaya oturdum. Bazen klasik müzik açıyorum, ama sadece sözsüz olanlar. Çünkü sözlü olursa, ister istemez konsantre olamıyorum. Özellikle Bach ve Chopin iyi gidiyor.
Bir dönem YouTube’da “study with me” videoları açıyordum. Çinli bir öğrenci 2 saat boyunca hiç hareket etmeden ders çalışıyor. Ekrana bakıp bakıp, ben de kendimi ona eşlik ediyor gibi hissediyordum. O videoların bir tuhaf motivasyonu var. Belki yalnız hissettiğimden, belki de herkes çalışıyor ben niye çalışmayayım psikolojisinden.
Ders çalışırken not almak da odaklanmamı artırıyor. Renkli kalemlerle yazınca insanın içi açılıyor. Özellikle Almanya’daki DM’den aldığım Stabilo marka fosforlu kalemlerin hastası oldum. Sarı olanı ayrı güzel. Bir de küçük post-it’lerle kitaplara işaret koyuyorum. Bölüm bölüm ilerlemek daha kolay geliyor. Sınav zamanı geldiğinde, “ben bu bölümü zaten renkliyle işaretlemiştim, bak orada önemli bir şey vardı” diyerek geri dönebiliyorum.
En çok zorlandığım detay ise, aileyle zaman farkı. Türkiye’de gece saat 12, burada akşam 11. Tam dersin ortasında, annem arayıp “çamaşır makinesinin filtresi nasıl temizlenir” diye soruyor. Durduramıyorsun. O yüzden telefonun bildirimlerini sessize almak şart oldu. WhatsApp’ta “ders çalışıyorum, önemliyse mesaj at” diye bir durum bile yazdım bir ara.
Kısacası, dikkat dağınıklığıyla savaşmak için en pratik şey ortamı sadeleştirmek oldu benim için. Teknolojiyi kapamak, yiyecekleri göremeyeceğim bir yere kaldırmak, kısa molalarla ödül sistemine bağlamak. Hem Almanya’da hem Türkiye’de benzer şeyler yaşanıyor aslında. Ama burada insan tek başına olunca, dikkat dağınıklığı da başka bir şekilde vuruyor.
00