Atletico Madrid'deki yılları, Türk futbolunun uluslararası arenada nasıl bir iz bırakabileceğinin en net kanıtıydı. Diego Simeone'nin o meşhur savunma bloğunun önünde, 10 numaralı pozisyonda oynayan ve rakip savunmaları biteviye bunaltan bir Türk oyuncusu görmek, 2010'ların başında gerçekten sıra dışıydı. 2014 Şampiyonlar Ligi finaline giden Atletico kadrosunun kilit isimlerinden biriydi; o dönem çektiği fotoğraflar hâlâ Türk futbol tarihinin en gurur verici karelerinden sayılır.
Barcelona transferi ise farklı bir hikaye. 2015'te 34 milyon Euro karşılığında Barça'ya gitmesi kağıt üzerinde kariyer zirvesiydi, pratikte tam tersine döndü. Pep Guardiola'nın gittiği, Luis Enrique döneminin de sona yaklaştığı bir Barça'ya geldi; üstelik ilk altı ayını FIFA transferini onaylamadığı için seyirci tribününde geçirdi. Sonrasında zaman zaman parlayan anlar oldu ama asla tam anlamıyla tutunabildiği söylenemez.
Milli takım kariyeri ise istatistiksel olarak etkileyici: 100'ü aşkın maç, 17 gol, uzun yıllar kaptanlık. Fakat milli formada gösterdiği performans, kulüp kariyerinin gölgesinde kaldı hep. Büyük turnuvalarda Türkiye'nin takım olarak yetersiz kaldığı dönemlere denk geldi; bu yüzden bireysel katkısını izole etmek güçleşti.
Sahayı bırakmasının ardından teknik direktörlük koltuğuna oturması sürpriz olmadı. Galatasaray'a önce futbol direktörü olarak döndü, ardından teknik direktörlüğü devraldı. Bu geçiş kolay değil; oynamak ayrı bir iş, yönetmek bambaaska. İlk sezonunda sergilediği taktiksel tutarlılık tartışmalıydı ama Galatasaray'ın mevcut kadrosuyla şampiyonluğa ulaşması onun lehine yazılan bir not oldu.
Futbolcu Arda ile teknik adam Arda'yı aynı ölçütle değerlendirmek hata olur. Sahada sezgiyle iş yapan bir oyun kurucunun, bench'te analitik düşünmesi gerekiyor. Bu dönüşümü başarıp başaramayacağını birkaç sezon daha görmek gerekiyor.
Barcelona transferi ise farklı bir hikaye. 2015'te 34 milyon Euro karşılığında Barça'ya gitmesi kağıt üzerinde kariyer zirvesiydi, pratikte tam tersine döndü. Pep Guardiola'nın gittiği, Luis Enrique döneminin de sona yaklaştığı bir Barça'ya geldi; üstelik ilk altı ayını FIFA transferini onaylamadığı için seyirci tribününde geçirdi. Sonrasında zaman zaman parlayan anlar oldu ama asla tam anlamıyla tutunabildiği söylenemez.
Milli takım kariyeri ise istatistiksel olarak etkileyici: 100'ü aşkın maç, 17 gol, uzun yıllar kaptanlık. Fakat milli formada gösterdiği performans, kulüp kariyerinin gölgesinde kaldı hep. Büyük turnuvalarda Türkiye'nin takım olarak yetersiz kaldığı dönemlere denk geldi; bu yüzden bireysel katkısını izole etmek güçleşti.
Sahayı bırakmasının ardından teknik direktörlük koltuğuna oturması sürpriz olmadı. Galatasaray'a önce futbol direktörü olarak döndü, ardından teknik direktörlüğü devraldı. Bu geçiş kolay değil; oynamak ayrı bir iş, yönetmek bambaaska. İlk sezonunda sergilediği taktiksel tutarlılık tartışmalıydı ama Galatasaray'ın mevcut kadrosuyla şampiyonluğa ulaşması onun lehine yazılan bir not oldu.
Futbolcu Arda ile teknik adam Arda'yı aynı ölçütle değerlendirmek hata olur. Sahada sezgiyle iş yapan bir oyun kurucunun, bench'te analitik düşünmesi gerekiyor. Bu dönüşümü başarıp başaramayacağını birkaç sezon daha görmek gerekiyor.
00