Diş hekimine gitmek deyince beynim otomatikman 90’lardan bir korku filmi müziği çalıyor. Türkiye’de büyüdüysen zaten “dişçi koltuğu” diye apayrı bir korku türü vardır. Benim ilk dişçi maceram 2003’te Eskişehir’de, annemin elinden zorla çekiştirerek götürdüğü bir muayenehanede geçti. Kapıdan girer girmez o antiseptik kokusundan, insanın dişinin sızlaması geliyor, daha başlamadan.
Çocukken dişçi denince aklıma hep su hortumuyla ağzımı doldurup sonra oradaki minik elektrikli süpürgeyle çekmeleri gelirdi. “Ağzını aç, daha da aç, yok daha fazla aç,” diye diye insanı pelikan gibi bırakıyorlar. Koca kafayla koltuğa gömülüp tavanı izlerken, yanımdaki posterlerde diş fırçalı gülümseyen mutant çocuklara bakıp, “Benim dişlerim niye böyle değil?” diye hayıflanmıştım. Kimse de anlatmıyor ki, o çocuklar gerçek mi, dişleri gerçekten var mı.
Gurbetçi olduktan sonra işler daha da trajikomik. Almanya’da dişçiye gitmek bana tam bir lüks. Dolar-euro farkı yüzünden Türkiye’ye tatile gidene kadar dişim düşse de bekleyecek moddayım. Almanya’da bir dolgu 200 euro, memlekette 500 lira. Burada devlet “sen biraz daha çürüt, sonra bakarız” modunda. Her dişçiden sonra “Keşke biraz daha temiz tutsaydım, daha az gofret yeseydim” diyorsun ama ertesi gün yine marketten Milka alıp hüzünle yiyorsun.
Neyse, en son geçen sene dişçide ağzım uyuşturulmuşken bana soru soran asistan yüzünden “mm-hmm” diye konuşmaya çalışıp salya içinde kaldım. Koltuğun başına oturunca hemen insan bebekliğine dönüyor, “Anneee” diye içinden bağırası geliyor. Ama sonra çıkışta kendime ödül olarak bir simit alıyorum. Dişçi korkusu geçmiyor ama simit her şeye iyi gelir.
Çocukken dişçi denince aklıma hep su hortumuyla ağzımı doldurup sonra oradaki minik elektrikli süpürgeyle çekmeleri gelirdi. “Ağzını aç, daha da aç, yok daha fazla aç,” diye diye insanı pelikan gibi bırakıyorlar. Koca kafayla koltuğa gömülüp tavanı izlerken, yanımdaki posterlerde diş fırçalı gülümseyen mutant çocuklara bakıp, “Benim dişlerim niye böyle değil?” diye hayıflanmıştım. Kimse de anlatmıyor ki, o çocuklar gerçek mi, dişleri gerçekten var mı.
Gurbetçi olduktan sonra işler daha da trajikomik. Almanya’da dişçiye gitmek bana tam bir lüks. Dolar-euro farkı yüzünden Türkiye’ye tatile gidene kadar dişim düşse de bekleyecek moddayım. Almanya’da bir dolgu 200 euro, memlekette 500 lira. Burada devlet “sen biraz daha çürüt, sonra bakarız” modunda. Her dişçiden sonra “Keşke biraz daha temiz tutsaydım, daha az gofret yeseydim” diyorsun ama ertesi gün yine marketten Milka alıp hüzünle yiyorsun.
Neyse, en son geçen sene dişçide ağzım uyuşturulmuşken bana soru soran asistan yüzünden “mm-hmm” diye konuşmaya çalışıp salya içinde kaldım. Koltuğun başına oturunca hemen insan bebekliğine dönüyor, “Anneee” diye içinden bağırası geliyor. Ama sonra çıkışta kendime ödül olarak bir simit alıyorum. Dişçi korkusu geçmiyor ama simit her şeye iyi gelir.
00