Tarihçi olarak değil, televizyon kişiliği olarak tanınması, Ortaylı'nın kendisini en çok rahatsız eden şey. Ama belki de bu, onun başarısının göstergesi.
1980'lerden beri ekranlarda olan adam, Türk televizyonunun en eğitici yüzlerinden biri. TRT'de başladığı yolculuk, sonrasında özel kanallara sıçrayıp milyonlarca insana tarih anlatmaya dönüştü. Konuşma tarzı, çoğu akademisyeni kıskanacak kadar berrak. Sözleri net, örnekleri yerinde, tarihsel olayları güncel hayatla bağlayışı usta.
Osmanlı tarihine dalış yapan birisi olarak Ortaylı, 1970'li yıllardan itibaren akademik çalışmalar yaptı. Boğaziçi Üniversitesi'nde profesörlük yaptı. Ama akademinin dar kapılarında kalmamayı seçti. Bunun yerine halkla konuşmayı tercih etti. "Tarih, okuyan insanların özel malı olmamalı" diye düşündüğü hissedilir.
Eleştirileri de var kendisine. Bazı tarihçiler, onun popülarite için derinliği feda ettiğini söyler. Sosyal medyada da her konuda fikir sahibi görünmesi, "çok konuşan adam" imajını pekiştirdi. Ama bu, onun meşruiyetini zayıflatmaz. Milyonlarca insanın tarihle tanışması, onun sayesinde oldu.
Son dönemlerde siyasete yakınlaştığı, kültür ve turizm alanında görev aldığı söylendi. Bu, bazılarına göre akademik bağımsızlığını sorgulatsa da, Ortaylı'nın kendi perspektifinden baktığında, tarihçinin topluma hizmet etmesinin doğal sonucu olabilir.