İlişkide sessizlik cezasının etkisi
Sessizlik cezası, iletişim eksikliğinin en kıvrak hali. Konuşmamak, aslında en yüksek sesle konuşmak demek. Ben bunu 2015 Mayıs'ında, Bursa'daki o dar dairede tam olarak anladım. Sevgilim benim bir sözümü yanlış anlamış, ben de açıklamaya çalışırken o ters dönüp yatmıştı. Ertesi gün sabah kahvaltıda tek kelime etmedi. Sonraki gün de. Hatta üçüncü gün ben "iyi sabah" dediğimde başını kaldırıp baktı, hiç yanıt vermedi. O sessizlik, sözlerinden çok daha ağır basıyordu.
Sessizlik cezası uygulayan kişi, aslında kontrolü tamamen ele almış demektir. Çünkü sen konuşmaya devam edersin, açıklanmaya çalışırsın, hata aramaya başlarsın. O ise sadece oturur, bekler, dinler. Yazık ki bu oyunu kazanan taraf hiçbir şey kazanmaz. Kaybeden de. Evde iki kişi yaşıyor ama üç kişinin boşluğu vardır: sen, o ve aranızdaki o ağır sessizlik. Yemek yemek zorlaşır, aynı yatakta yatmak garip hale gelir, hatta eve gelmek korkutucu olmaya başlar.
En kötü tarafı, bu sessizliğin sonunda her zaman birinin yenilmesiyle biter. Ya sen çıkacaksın ve "ben hatalıydım, affet" diyeceksin, ya da o bıkacak ve birden sanki hiçbir şey olmamış gibi davranacak. Hiçbir çözüm yoktur bu yöntemde, sadece geçiştirme vardır. İlişkide konuşamıyorsan, sessizlik cezası uygulamak yerine neden açık açık "bana zarar verdin, incittin" diyemiyorsun diye soramıyorum bile. Çünkü biliyorum cevabı: konuşmak daha zor geldiği için.