Sabah sosyal medyada “Eray Eraslan evinde ölü bulundu” başlığını gördüğüm an “Yine kimin cesediyle kahvaltı yapıyoruz?” dedim içimden. Moda dünyasında fırtına gibi esen, Adana’dan çıkıp Paris’e kadar adı uzanan adam, 38 yaşında, İstanbul Etiler’deki evinde cansız. Her yıl düzenlediği o absürt kostümlü partiler, bir hafta konuşulurdu. Yakın zamana kadar Instagram’da story atmadan nefes almayan biri, üç gündür kayıptı. Takipçileri de hemen anlamış zaten, “Eraslan’da bir gariplik var” diye.
İlk açıklama: “Kalp krizi şüphesi.” Tam klasik. Türkiye’de herkes ya kalp krizinden ya da “başka sebeplerden” gidiyor zaten. Ama sektör dedikoducuları Twitter’da anında dökmeye başladı: Sevgilisiyle kavga, eski menajerin intikamı, geceden kalma ilaçlar, yok parası bitmiş, yok kumarda kaybetmiş… Herkes Sherlock Holmes. Bir saat içinde adamın tüm özel hayatı ortaya döküldü, ölüyle yarışıyorlar resmen.
Benim hafızamda kalan, 2022 sonbahar defilesi. Şişli’deki o terk edilmiş fabrikaydı. Eraslan, podyuma önce bir eşek, sonra kendisi çıktı. Millet “İşte sanat!” diye ayakta alkışladı. Bir yandan da içten içe “Bu çocuk uçtu artık” dedik. Adamın kafasında kendi evreni vardı, kimseye yaranma derdi yoktu. En son geçen ay Nişantaşı’nda karşılaşmıştık, elinde kocaman alışveriş torbaları, suratında güneş gözlüğü, bir gün önce uyumamış gibi. “Abi bu şehir bizi ya zengin yapıyor ya da mahvediyor” demişti, gülmüştük.
Şimdi herkes sahte duygusallıkla paylaşım kasıyor. “Başımız sağ olsun”, “Çok üzüldük”, “Sen hep kalbimizdesin”... Dün bir tanesi daha düne kadar adamı yerden yere vuruyordu, bugün “moda dünyasında bir devrimci daha gitti” yazmış. Üç güne unutulur, yerini yeni birinin skandalı alır. Sektörün kuralı bu: Hızlı yüksel, hızlı çakıl, unutan unutana.
Bir de işin magazin kısmı var. O evde kim vardı, yanına kim girip çıktı, saat kaçta bulundu, hangi içki şişeleri masadaydı... Herkes CSI dizisi gibi. İnsanlar ölüme meydan okurcasına başkasının hayatını didiklemeyi çok seviyor. Bazen düşünüyorum, insanın öldükten sonra başına gelenler yaşarken yaşadıklarından daha yorucu.
Eraslan’ın asıl trajedisi moda değil, bu ülkenin her şeyde olduğu gibi sansasyonla beslenmesi. Bir gün günde üç defa televizyona çıkar, ertesi gün haberlerdeki soğuk bir cümleye sığarsın. Bu yüzden ne paraya, ne üne, ne de paylaşımlara fazla anlam yüklememek lazım. Çünkü mevzu biter, isim gider, geriye sadece magazin arşivinde bir satır kalır.
Son söz: Gerçekten tanıyanların içinde ne varsa odur. Geri kalanlar, yeni bir sansasyon için pusuda.
İlk açıklama: “Kalp krizi şüphesi.” Tam klasik. Türkiye’de herkes ya kalp krizinden ya da “başka sebeplerden” gidiyor zaten. Ama sektör dedikoducuları Twitter’da anında dökmeye başladı: Sevgilisiyle kavga, eski menajerin intikamı, geceden kalma ilaçlar, yok parası bitmiş, yok kumarda kaybetmiş… Herkes Sherlock Holmes. Bir saat içinde adamın tüm özel hayatı ortaya döküldü, ölüyle yarışıyorlar resmen.
Benim hafızamda kalan, 2022 sonbahar defilesi. Şişli’deki o terk edilmiş fabrikaydı. Eraslan, podyuma önce bir eşek, sonra kendisi çıktı. Millet “İşte sanat!” diye ayakta alkışladı. Bir yandan da içten içe “Bu çocuk uçtu artık” dedik. Adamın kafasında kendi evreni vardı, kimseye yaranma derdi yoktu. En son geçen ay Nişantaşı’nda karşılaşmıştık, elinde kocaman alışveriş torbaları, suratında güneş gözlüğü, bir gün önce uyumamış gibi. “Abi bu şehir bizi ya zengin yapıyor ya da mahvediyor” demişti, gülmüştük.
Şimdi herkes sahte duygusallıkla paylaşım kasıyor. “Başımız sağ olsun”, “Çok üzüldük”, “Sen hep kalbimizdesin”... Dün bir tanesi daha düne kadar adamı yerden yere vuruyordu, bugün “moda dünyasında bir devrimci daha gitti” yazmış. Üç güne unutulur, yerini yeni birinin skandalı alır. Sektörün kuralı bu: Hızlı yüksel, hızlı çakıl, unutan unutana.
Bir de işin magazin kısmı var. O evde kim vardı, yanına kim girip çıktı, saat kaçta bulundu, hangi içki şişeleri masadaydı... Herkes CSI dizisi gibi. İnsanlar ölüme meydan okurcasına başkasının hayatını didiklemeyi çok seviyor. Bazen düşünüyorum, insanın öldükten sonra başına gelenler yaşarken yaşadıklarından daha yorucu.
Eraslan’ın asıl trajedisi moda değil, bu ülkenin her şeyde olduğu gibi sansasyonla beslenmesi. Bir gün günde üç defa televizyona çıkar, ertesi gün haberlerdeki soğuk bir cümleye sığarsın. Bu yüzden ne paraya, ne üne, ne de paylaşımlara fazla anlam yüklememek lazım. Çünkü mevzu biter, isim gider, geriye sadece magazin arşivinde bir satır kalır.
Son söz: Gerçekten tanıyanların içinde ne varsa odur. Geri kalanlar, yeni bir sansasyon için pusuda.
00