Yine sabahın köründe, “ekmek parası” için yollara düşen insanlara kaderin attığı tokat. Kocaeli Gebze’de, o meşhur fabrika hattında, 13 Mart sabahı bir minibüs dolusu işçi aşağı yuvarlandı. Resmî rakam: 4 ölü, 11 yaralı. Kim bilir kaç çocuk o gün annesiz, babasız kaldı artık.
Burada “şoför uyudu” deniyor. Gece 3’te mesai bitiren adamdan Formula 1 refleksi bekliyorlar zaten. Yolda uykulu gözlerle direksiyon sallayan binlerce servis şoförü var bu ülkede. Kimse de demiyor ki, “Abicim bu adamlar insan, robot değil.” Maaş az, mesai bol, dert sabit.
O servislerin neredeyse tamamı bakımsız. Fren tutar mı, kapı kapanır mı, sabah belli olur. Geçen ay Tuzla’da bir servis yine yokuşta freni boşalttı, arka bagajda ekmek arası yiyen işçiyle birlikte takla attı. Belediye denetimi lafta. Plaka başına sticker parası güzel, araç başı bakım hikaye.
Kazadan sonra klasik: Fabrika yönetimi taziye mesajı yayınlar, patronlar “çok üzgünüz” der, şoför ise gözaltında. Şirket “sigorta vardı” diye yırtar, gerisi mezarlıkta. Dön baba dönelim, yine ölen işçi, yine kalan yetim. Ne güzel memleket.
Kimse konuşmuyor gerçekleri. 12 saat mesai, üzerine bir de rezalet servisler. Ucuz iş gücü, tehlikeli yolculuk. Avrupa’da bu kadar iş kazası olsa, hükümet devrilir. Burada “kader” deyip geçiyorlar. Yaşasın Türk tipi iş güvenliği; öldürmezse süründürür.
Birileri hâlâ “ekonomik büyüme” masalları anlatıyor. Büyüyen tek şey mezar taşları. İşçi servisi uçuruma düştü diye haberi izleyip hemen unutacaklar. Sonra yine sabah, yine aynı minibüse binecek yüzlerce insan. “Ayakkabımın tabanı delik ama yaşamak güzel be abi,” diyenlerin ülkesi burası.
Güzel ülkemde işçiysen, hayatta kalmak da şans işi. Allah’tan başka koruyanı olmayanların hikayesi bu. Bir gün herkesin başına gelebilir, o yüzden susan dilsiz şeytandır. Özellikle de patronlar, belediyeler, denetleyenler. Herkes birbirine bakıyor, kimse aynaya bakmıyor.
Burada “şoför uyudu” deniyor. Gece 3’te mesai bitiren adamdan Formula 1 refleksi bekliyorlar zaten. Yolda uykulu gözlerle direksiyon sallayan binlerce servis şoförü var bu ülkede. Kimse de demiyor ki, “Abicim bu adamlar insan, robot değil.” Maaş az, mesai bol, dert sabit.
O servislerin neredeyse tamamı bakımsız. Fren tutar mı, kapı kapanır mı, sabah belli olur. Geçen ay Tuzla’da bir servis yine yokuşta freni boşalttı, arka bagajda ekmek arası yiyen işçiyle birlikte takla attı. Belediye denetimi lafta. Plaka başına sticker parası güzel, araç başı bakım hikaye.
Kazadan sonra klasik: Fabrika yönetimi taziye mesajı yayınlar, patronlar “çok üzgünüz” der, şoför ise gözaltında. Şirket “sigorta vardı” diye yırtar, gerisi mezarlıkta. Dön baba dönelim, yine ölen işçi, yine kalan yetim. Ne güzel memleket.
Kimse konuşmuyor gerçekleri. 12 saat mesai, üzerine bir de rezalet servisler. Ucuz iş gücü, tehlikeli yolculuk. Avrupa’da bu kadar iş kazası olsa, hükümet devrilir. Burada “kader” deyip geçiyorlar. Yaşasın Türk tipi iş güvenliği; öldürmezse süründürür.
Birileri hâlâ “ekonomik büyüme” masalları anlatıyor. Büyüyen tek şey mezar taşları. İşçi servisi uçuruma düştü diye haberi izleyip hemen unutacaklar. Sonra yine sabah, yine aynı minibüse binecek yüzlerce insan. “Ayakkabımın tabanı delik ama yaşamak güzel be abi,” diyenlerin ülkesi burası.
Güzel ülkemde işçiysen, hayatta kalmak da şans işi. Allah’tan başka koruyanı olmayanların hikayesi bu. Bir gün herkesin başına gelebilir, o yüzden susan dilsiz şeytandır. Özellikle de patronlar, belediyeler, denetleyenler. Herkes birbirine bakıyor, kimse aynaya bakmıyor.
00