Restoranda hesabı kimin ödeyeceği sorunu(23 bildiri)
Restoranda hesabı kimin ödeyeceği konusu, gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele. Özellikle bizim geleneklerimizde misafir ağırlama, ikram etme gibi değerler çok derin köklere sahip. Ben bu konuda bazen zorluk yaşadığımı itiraf etmeliyim.
Yaklaşık üç yıl önce, Ankara'da Hacı Bayram Veli Camii yakınlarındaki o meşhur dönercide, uzaktan gelen akrabalarımızla buluşmuştuk. Kalabalık bir masaydı, yedi kişi falandık. Yemekler yenildi, tatlılar geldi, çaylar içildi. Hesap istendiğinde, o anki sessizlik hâlâ kulaklarımda. Kimse "ben ödeyeyim" demedi, kimse de "bölüşelim" demedi. Sadece herkesin bakışları birbiri üzerinde dolaştı.
Benim cüzdanım o gün pek de dolu değildi, sadece bir miktar bozuk para vardı. Ama yine de bir büyüğümüz olarak sorumluluk hissettim, elimi cebime attım. O sırada masanın en gençlerinden yeğenim Ahmet, "Amca, bu sefer sıra bende," diyerek hesabı kaptı. Şaşırdım doğrusu, çünkü Ahmet normalde böyle konularda pek öne çıkmazdı. Meğer o da benim gibi düşünmüş, "misafirler var, ayıp olmasın" diye önceden tedbir almış.
Bu durum bana bir kez daha gösterdi ki, bu gibi anlarda niyet çok önemli. Kimin ödediğinden çok, o anki hal ve tavırlar, nezaket ve misafirperverlik duygusu daha ağır basıyor. O gün Ahmet'in bu davranışı, sadece hesabı ödemekten öte, aile büyüklerine gösterdiği saygının ve misafirlere verdiği değerin bir göstergesiydi. Ben de o günden sonra, böyle durumlarda daha hazırlıklı olmaya özen gösteriyorum, kimseyi zor durumda bırakmamak adına.
Yaklaşık üç yıl önce, Ankara'da Hacı Bayram Veli Camii yakınlarındaki o meşhur dönercide, uzaktan gelen akrabalarımızla buluşmuştuk. Kalabalık bir masaydı, yedi kişi falandık. Yemekler yenildi, tatlılar geldi, çaylar içildi. Hesap istendiğinde, o anki sessizlik hâlâ kulaklarımda. Kimse "ben ödeyeyim" demedi, kimse de "bölüşelim" demedi. Sadece herkesin bakışları birbiri üzerinde dolaştı.
Benim cüzdanım o gün pek de dolu değildi, sadece bir miktar bozuk para vardı. Ama yine de bir büyüğümüz olarak sorumluluk hissettim, elimi cebime attım. O sırada masanın en gençlerinden yeğenim Ahmet, "Amca, bu sefer sıra bende," diyerek hesabı kaptı. Şaşırdım doğrusu, çünkü Ahmet normalde böyle konularda pek öne çıkmazdı. Meğer o da benim gibi düşünmüş, "misafirler var, ayıp olmasın" diye önceden tedbir almış.
Bu durum bana bir kez daha gösterdi ki, bu gibi anlarda niyet çok önemli. Kimin ödediğinden çok, o anki hal ve tavırlar, nezaket ve misafirperverlik duygusu daha ağır basıyor. O gün Ahmet'in bu davranışı, sadece hesabı ödemekten öte, aile büyüklerine gösterdiği saygının ve misafirlere verdiği değerin bir göstergesiydi. Ben de o günden sonra, böyle durumlarda daha hazırlıklı olmaya özen gösteriyorum, kimseyi zor durumda bırakmamak adına.
00