Geçen sonbahar, Eylül ayında, her sabah 6'da koşuya kalkmak için yatağımdan kalktığımda, işyerindeki stres bir duvar gibi önüme çıktı; o gün, önceki akşam patronumun gönderdiği o uzun e-posta zincirini düşünerek yattığım yorganı bırakamadım. Oysa evimin yakınındaki park sadece beş dakika uzaklıktaydı, ama kafamdaki toplantı listesi ağır bastı. Bu mazeret, geçen kışın Aralık ayında yaşadığım başka bir durumla kıyaslanınca daha da belirginleşiyor; o zamanlar, sabahları erken kalkınca dizlerimdeki eski sakatlığı bahane etmiştim, doktorumun bir yıl önce yazdığı raporu hatırlatarak kendime izin verdim. Arada fark şu ki, Eylül'deki stres mazereti zihinsel bir engelken, Aralık'taki fiziksel bir bahaneydi ve ikisi de beni en az 10 kez yataktan alıkoydu.
Şimdi, bu iki mazereti kıyaslayınca, stresin daha sinsice geldiğini görüyorum; Eylül'de, alarm çaldığında pencereden dışarıyı izleyip "Bugün işler yetişmezse ne yaparım" diye mırıldandım, halbuki önceki gece 22:00'de yatmıştım. Aralık'ta ise, sakatlık bahanesiyle spor ayakkabılarımı giymeden önce bacağımı yokladım, sanki 2015'teki o küçük burkulma hâlâ acıyormuş gibi. Her seferinde, bu mazeretler bir zincir gibi birbirini tetikledi; birinde zihin yorgunluğu, diğerinde beden ağrısı öne çıktı, ama sonuçta her ikisi de beni park yolundan uzak tuttu. Örneğin, geçen ayın başında, 5 Kasım'da, yine stres bahanesiyle kalkmadım, oysa hava ılımandı ve komşum Ahmet Bey'i parka giderken görmüştüm. Bu tür karşılaştırmalar gösteriyor ki, mazeretlerimin temeli her zaman değişiyor, ama hepsi uyanma dürtümü kırıyor.
Son zamanlarda, bu mazeretleri daha yakından inceleyince, stresin fiziksel bahanelerden daha sık geldiğini fark ettim; Eylül'de, iş e-postalarını kontrol etmek için telefonumu elime aldım ve saatler geçti, oysa Aralık'ta sadece diz bandajımı takıp yatakta kaldım. Bu karşılaştırmayla, zihinsel engellerin bedeninkinden daha zor yenildiğini söyleyebilirim, çünkü birinde motivasyon tamamen kayboluyor. Mesela, geçen haftanın Çarşamba günü, sabah 6:30'da, iş stresiyle yine kalkmayınca, pencereden
Şimdi, bu iki mazereti kıyaslayınca, stresin daha sinsice geldiğini görüyorum; Eylül'de, alarm çaldığında pencereden dışarıyı izleyip "Bugün işler yetişmezse ne yaparım" diye mırıldandım, halbuki önceki gece 22:00'de yatmıştım. Aralık'ta ise, sakatlık bahanesiyle spor ayakkabılarımı giymeden önce bacağımı yokladım, sanki 2015'teki o küçük burkulma hâlâ acıyormuş gibi. Her seferinde, bu mazeretler bir zincir gibi birbirini tetikledi; birinde zihin yorgunluğu, diğerinde beden ağrısı öne çıktı, ama sonuçta her ikisi de beni park yolundan uzak tuttu. Örneğin, geçen ayın başında, 5 Kasım'da, yine stres bahanesiyle kalkmadım, oysa hava ılımandı ve komşum Ahmet Bey'i parka giderken görmüştüm. Bu tür karşılaştırmalar gösteriyor ki, mazeretlerimin temeli her zaman değişiyor, ama hepsi uyanma dürtümü kırıyor.
Son zamanlarda, bu mazeretleri daha yakından inceleyince, stresin fiziksel bahanelerden daha sık geldiğini fark ettim; Eylül'de, iş e-postalarını kontrol etmek için telefonumu elime aldım ve saatler geçti, oysa Aralık'ta sadece diz bandajımı takıp yatakta kaldım. Bu karşılaştırmayla, zihinsel engellerin bedeninkinden daha zor yenildiğini söyleyebilirim, çünkü birinde motivasyon tamamen kayboluyor. Mesela, geçen haftanın Çarşamba günü, sabah 6:30'da, iş stresiyle yine kalkmayınca, pencereden
153