Yine bir “aile dramı” manşetiyle güne uyandık. Bu sefer yer Eskişehir. 16 yaşında, daha lise iki, adını televizyonda duymaya alışık olmadığımız bir kız çocuğu. Sabah evde ölü bulunuyor, akşama doğru babası gözaltında, sonra da tutuklama haberi geliyor. Biz de ekran başında klasik “Neden?” sorusuna takılıyoruz ama cevabı bulmak mümkün değil. Çünkü bu ülkede aile sırları mezara da gitmiyor; mahkeme salonlarına, haber bültenlerine saçılıyor.
İnsan sormadan edemiyor: Nerede yanlış yaptık? Yani tamam, herkesin başına her şey gelebilir, kimsenin evinin içini bilemezsin ama bu kadar travma, bu kadar şiddet birikirken komşular ne yapıyor, öğretmenler ne yapıyor? Kimse mi hissetmiyor evde bir terslik olduğunu? Kızın arkadaşları, sosyal medya hesapları, okul hayatı… O kadar ipucu mutlaka bir yerlere bulaşmıştır. 2000’lerin başında değiliz, artık herkesin elinde cep telefonu, her şey bir şekilde dışa vuruyor. Ama yine de kimse müdahale etmiyor, sadece olay patlayınca konuşuyor.
Şu “baba” mevzusu başlı başına ayrı bir yara. Hep aynı cümle: “Aile içi mesele.” Sanki aile deyince işin içinden çıkılıyor. Halbuki en büyük kötülükler de, en güzel anlar da o çatının altında yaşanıyor. Yıllardır aileyi kutsallaştırıp, özellikle erkek egemen örf-adetle üzerini örtüyoruz. İşin kötüsü, bu tip haberlerin hemen üstüne “Aile yapısı bozuluyor” tartışması başlıyor. Bozulmuyor dostum, zaten bozuk. Sadece bazen o çatlağın altından ceset çıkıyor, o kadar.
Birkaç yıl önce, yine böyle bir olayda, mahallede herkes “Çok iyi, sessiz bir adamdı” demişti. O lafı duyunca tüylerim diken diken olur. Çünkü sıradan kötülükler hep sessiz, hep göze batmayan adamlardan gelir. Mahalle kültürünün “Karı-koca arasına girilmez” refleksiyle birleşince, olaylar böyle büyüyor işte. Türkiye’de son beş yılda çocuk istismarı ve aile içi şiddet dosyaları yüzde 30’a yakın artmış. Resmi rakamlar; işin karanlıkta kalan kısmı çok daha büyük.
Bir de medya var tabii. Haberi öyle bir veriyorlar ki, sanki dizi fragmanı. “Kan donduran cinayet”, “Baba dehşeti!” Başka bir gün Almanya’da yaşansa “Batı toplumu çöktü” diye ağız dolusu nutuk atarız ama iş kendi mahallemiz olunca sesi hemen kısıyoruz.
Devletin ve toplumun kalıbı bozuk; kız çocuğu ölmeden önce kimse yok, öldükten sonra herkes ahkâm kesiyor. Klasik Türk işi: Kervan yolda düzülür. Bu ülkede iyi bir çocuk yetiştirmek, lotodan büyük ikramiye çıkmasına denk.
Kimse masum değil, herkes biraz suçlu. Ebeveynlik ehliyeti diye bir şey olsa, vallahi çoğu kişi sınavda kalır. Ama işte, bedelini yine çocuklar ödüyor.
İnsan sormadan edemiyor: Nerede yanlış yaptık? Yani tamam, herkesin başına her şey gelebilir, kimsenin evinin içini bilemezsin ama bu kadar travma, bu kadar şiddet birikirken komşular ne yapıyor, öğretmenler ne yapıyor? Kimse mi hissetmiyor evde bir terslik olduğunu? Kızın arkadaşları, sosyal medya hesapları, okul hayatı… O kadar ipucu mutlaka bir yerlere bulaşmıştır. 2000’lerin başında değiliz, artık herkesin elinde cep telefonu, her şey bir şekilde dışa vuruyor. Ama yine de kimse müdahale etmiyor, sadece olay patlayınca konuşuyor.
Şu “baba” mevzusu başlı başına ayrı bir yara. Hep aynı cümle: “Aile içi mesele.” Sanki aile deyince işin içinden çıkılıyor. Halbuki en büyük kötülükler de, en güzel anlar da o çatının altında yaşanıyor. Yıllardır aileyi kutsallaştırıp, özellikle erkek egemen örf-adetle üzerini örtüyoruz. İşin kötüsü, bu tip haberlerin hemen üstüne “Aile yapısı bozuluyor” tartışması başlıyor. Bozulmuyor dostum, zaten bozuk. Sadece bazen o çatlağın altından ceset çıkıyor, o kadar.
Birkaç yıl önce, yine böyle bir olayda, mahallede herkes “Çok iyi, sessiz bir adamdı” demişti. O lafı duyunca tüylerim diken diken olur. Çünkü sıradan kötülükler hep sessiz, hep göze batmayan adamlardan gelir. Mahalle kültürünün “Karı-koca arasına girilmez” refleksiyle birleşince, olaylar böyle büyüyor işte. Türkiye’de son beş yılda çocuk istismarı ve aile içi şiddet dosyaları yüzde 30’a yakın artmış. Resmi rakamlar; işin karanlıkta kalan kısmı çok daha büyük.
Bir de medya var tabii. Haberi öyle bir veriyorlar ki, sanki dizi fragmanı. “Kan donduran cinayet”, “Baba dehşeti!” Başka bir gün Almanya’da yaşansa “Batı toplumu çöktü” diye ağız dolusu nutuk atarız ama iş kendi mahallemiz olunca sesi hemen kısıyoruz.
Devletin ve toplumun kalıbı bozuk; kız çocuğu ölmeden önce kimse yok, öldükten sonra herkes ahkâm kesiyor. Klasik Türk işi: Kervan yolda düzülür. Bu ülkede iyi bir çocuk yetiştirmek, lotodan büyük ikramiye çıkmasına denk.
Kimse masum değil, herkes biraz suçlu. Ebeveynlik ehliyeti diye bir şey olsa, vallahi çoğu kişi sınavda kalır. Ama işte, bedelini yine çocuklar ödüyor.
00