Cuma günü sabah saatlerinde, İzmir’in Karabağlar ilçesinde polis sirenlerinin sesiyle uyandık. Henüz 16 yaşında bir genç kız, evinde ölü bulundu; hemen ardından babası gözaltına alınıp tutuklandı. 2026 yılında hâlâ “ailenin güvenli liman” olduğu iddiası, her haberde biraz daha yerle bir oluyor. Komşular “sessiz sakin bir aileydi” klişesine sığındı yine. Kimse de çıkıp sormuyor, bu çocuklar evde niye güvende olamıyor?
Geçtiğimiz yıl sadece İzmir’de benzer şekilde hayatını kaybeden gençlerin sayısı 8’i bulmuştu. Sayılar havada uçuşuyor da kimse dönüp aile içi şiddetin neden bu kadar normalleştiğini tartışmıyor. Hep aynı hikâye: “Çocukla tartışmış, sonra olanlar olmuş.” Olanlar dediğin bir insanın hayatı. Bir aile dramı deyip geçiyorlar, oysa işin kökünde toplumun “baba kutsaldır” diye aklayan kör kültürü var.
Bir kere, çocukların can güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan insanlar, onlara zarar verince ortada ne adalet kalıyor, ne vicdan. Yıllardır televizyonlarda “ailenize güvenin” masalı anlatılıyor. Gerçekte çoğu genç, en büyük korkusunu evde yaşar hâle geldi. 2024’te Adli Tıp Kurumu’nun raporunda, ev içi şiddet vakalarının yüzde 60’ında faillerin birinci dereceden akraba olduğu yazıyordu. 2025’te bu oran artmış. Ama hâlâ “evlat babadan şikayetçi olamaz” diyenler var.
Devletin koruyucu mekanizması ise kâğıt üstünde. Sosyal Hizmetler’de çalışan bir tanıdığım, “Ailede sıkıntı olduğu zaman bile dosya kapatılıyor, denetim yapılmıyor,” diyor. Çünkü kimse işin ucundan tutmak istemiyor. Herkes birbirine sorumluluğu atıyor. Mahalle baskısı var, rezillik korkusu var, çocuklar konuşamıyor. Konuşsalar da kimse dinlemiyor zaten.
Buradan gençlere akıl vermek gibi olmasın ama kimseye körü körüne güvenmeyin. En yakınınız bile olsa. Bir sıkıntı varsa, korkmadan yardım isteyin. “Aile işi” diye susarak ne kendinize faydanız oluyor ne de başkasına. Ve bu ülkede bir çocuğun canı, herhangi bir yetişkinin egosuna kurban gitmemeli artık. Şiddetin bahanesi olmaz, mazareti hiç olmaz.
Şimdi herkes ekran başında “yazık olmuş kıza” diyecek, sonra unutacak. O evde yaşanan cehennemi ise kimse kendi çocuğu başına gelmeden anlamıyor. Ne yazık ki bu ülkenin en büyük ayıplarından biri, çocukların evde öldürülebilmesi ve kimsenin utanmaması.
Geçtiğimiz yıl sadece İzmir’de benzer şekilde hayatını kaybeden gençlerin sayısı 8’i bulmuştu. Sayılar havada uçuşuyor da kimse dönüp aile içi şiddetin neden bu kadar normalleştiğini tartışmıyor. Hep aynı hikâye: “Çocukla tartışmış, sonra olanlar olmuş.” Olanlar dediğin bir insanın hayatı. Bir aile dramı deyip geçiyorlar, oysa işin kökünde toplumun “baba kutsaldır” diye aklayan kör kültürü var.
Bir kere, çocukların can güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan insanlar, onlara zarar verince ortada ne adalet kalıyor, ne vicdan. Yıllardır televizyonlarda “ailenize güvenin” masalı anlatılıyor. Gerçekte çoğu genç, en büyük korkusunu evde yaşar hâle geldi. 2024’te Adli Tıp Kurumu’nun raporunda, ev içi şiddet vakalarının yüzde 60’ında faillerin birinci dereceden akraba olduğu yazıyordu. 2025’te bu oran artmış. Ama hâlâ “evlat babadan şikayetçi olamaz” diyenler var.
Devletin koruyucu mekanizması ise kâğıt üstünde. Sosyal Hizmetler’de çalışan bir tanıdığım, “Ailede sıkıntı olduğu zaman bile dosya kapatılıyor, denetim yapılmıyor,” diyor. Çünkü kimse işin ucundan tutmak istemiyor. Herkes birbirine sorumluluğu atıyor. Mahalle baskısı var, rezillik korkusu var, çocuklar konuşamıyor. Konuşsalar da kimse dinlemiyor zaten.
Buradan gençlere akıl vermek gibi olmasın ama kimseye körü körüne güvenmeyin. En yakınınız bile olsa. Bir sıkıntı varsa, korkmadan yardım isteyin. “Aile işi” diye susarak ne kendinize faydanız oluyor ne de başkasına. Ve bu ülkede bir çocuğun canı, herhangi bir yetişkinin egosuna kurban gitmemeli artık. Şiddetin bahanesi olmaz, mazareti hiç olmaz.
Şimdi herkes ekran başında “yazık olmuş kıza” diyecek, sonra unutacak. O evde yaşanan cehennemi ise kimse kendi çocuğu başına gelmeden anlamıyor. Ne yazık ki bu ülkenin en büyük ayıplarından biri, çocukların evde öldürülebilmesi ve kimsenin utanmaması.
00