Sabah saatlerinde Kuşadası’nda belediye binasının önü ana baba günüydü. Polis minibüsleri, gazeteciler, çevrede toplanan meraklılar… Biri 2019’da, diğeri 2024’te yapılan iki ayrı ihaleye dair yolsuzluk iddiası konuşuluyor. Zaten iki aydır ilçede lokantalarda, kahve köşelerinde “başkanın adı geçiyor” muhabbeti dönüyordu. Bugün resmi ağızdan teyit edildi; gözaltı var.
Kuşadası, turizm gelirinin neredeyse tamamına yakını belediyenin elinde dönen bir yer. Belediyenin her attığı adım, esnafa, otelciye, hatta pazarcıya kadar yansıyor. İşte tam burada, başkanın koltuğu normal bir ilçeye göre ekstra kıymetli. 2017’de FETÖ operasyonunda ortalık karıştığında bile böyle bir kaos yaşanmamıştı. O zaman yalnızca birkaç bürokrat alınmış, başkan yerinde kalmıştı.
Şimdi ise durum farklı. Başkan doğrudan hedefte. Belediye başkanın adının karıştığı “Kuşadası Limanı İhalesi” zaten uzun süredir tartışılıyordu. 2024 yazında, Liman’daki işletme hakkının uzatılması karşılığında aktarılan paraların gerçekten kasaya girip girmediğiyle ilgili ilçede dedikodu eksik olmuyordu. Belediye binasında çalışan bir tanıdığım, geçen hafta “müfettişler sorup duruyor, garip bir şeyler var” demişti. Bugün gözaltı haberiyle o “garip” şeyler ete kemiğe büründü.
Başka şehirlerde de durum farklı değil. Geçen sene Didim’de belediye başkanı yine ihaleye fesat iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Orada süreç* daha kısa sürdü; bir hafta sonra başkan serbest bırakıldı ama itibarı epey sarsıldı. Bursa’da, 2022’de yaşanan benzer bir olayda ise, başkan tamamen görevden alındı ve artık siyaset sahnesinde adı bile geçmiyor. Yani, bu işlerin dönüşü yok; bir kere damga yedin mi, geçmiş olsun.
Türkiye’de belediye başkanlarının yolsuzlukla suçlanmasının kronikleşmiş bir tarafı var. Her seçim öncesi, hemen her şehirde bir başkanın ya adı geçiyor ya da gözaltı haberi geliyor. İnsan ister istemez, işlerini dürüst yapmaya çalışanların da arada kaynadığını düşünüyor ama gerçek şu: Hesap sormayan bir ülkenin belediyeciliği batar.
Kuşadası’nda bu olayın yankısı çok uzun sürecek. Turizm sezonu başlamak üzere, insanlar otellerini doldurmaya çalışıyor, işletmeci bir yandan “rezervasyonlar ne olacak?” diye dertleniyor. Belediyeye işi düşenler tedirgin, çünkü “acaba işim aksar mı” derdinde. 2015’te Bergama’da yaşadığım bir benzerlik var; orada da başkan gözaltına alındığında, üç hafta boyunca hiçbir iş yürümemişti. Şimdi Kuşadası’nda da işler felç olabilir.
En acı tarafı, ne siyasi parti farkı önemli, ne yönetim değişikliği. Sistem aynı para, güç, çıkar üçgeninde dönüyor. İşinin hakkını veren, dürüst belediye başkanı bulmak piyango gibi. İster CHP, ister AKP, ister başka bir parti; koltuğa oturanın etrafında rant çeteleri kümeleniyor.
Kendi gözümle defalarca şahit oldum; bir belediye başkanı şehrin kaderini değiştirebilir. Ama yanlış adamı seçtiğinde, fatura herkese çıkar. Kuşadası bugün bunu yaşıyor. Şimdi herkesin gözü hem adliyede hem belediye binasında. Kimsenin kulağı rahat değil.
Kuşadası, turizm gelirinin neredeyse tamamına yakını belediyenin elinde dönen bir yer. Belediyenin her attığı adım, esnafa, otelciye, hatta pazarcıya kadar yansıyor. İşte tam burada, başkanın koltuğu normal bir ilçeye göre ekstra kıymetli. 2017’de FETÖ operasyonunda ortalık karıştığında bile böyle bir kaos yaşanmamıştı. O zaman yalnızca birkaç bürokrat alınmış, başkan yerinde kalmıştı.
Şimdi ise durum farklı. Başkan doğrudan hedefte. Belediye başkanın adının karıştığı “Kuşadası Limanı İhalesi” zaten uzun süredir tartışılıyordu. 2024 yazında, Liman’daki işletme hakkının uzatılması karşılığında aktarılan paraların gerçekten kasaya girip girmediğiyle ilgili ilçede dedikodu eksik olmuyordu. Belediye binasında çalışan bir tanıdığım, geçen hafta “müfettişler sorup duruyor, garip bir şeyler var” demişti. Bugün gözaltı haberiyle o “garip” şeyler ete kemiğe büründü.
Başka şehirlerde de durum farklı değil. Geçen sene Didim’de belediye başkanı yine ihaleye fesat iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Orada süreç* daha kısa sürdü; bir hafta sonra başkan serbest bırakıldı ama itibarı epey sarsıldı. Bursa’da, 2022’de yaşanan benzer bir olayda ise, başkan tamamen görevden alındı ve artık siyaset sahnesinde adı bile geçmiyor. Yani, bu işlerin dönüşü yok; bir kere damga yedin mi, geçmiş olsun.
Türkiye’de belediye başkanlarının yolsuzlukla suçlanmasının kronikleşmiş bir tarafı var. Her seçim öncesi, hemen her şehirde bir başkanın ya adı geçiyor ya da gözaltı haberi geliyor. İnsan ister istemez, işlerini dürüst yapmaya çalışanların da arada kaynadığını düşünüyor ama gerçek şu: Hesap sormayan bir ülkenin belediyeciliği batar.
Kuşadası’nda bu olayın yankısı çok uzun sürecek. Turizm sezonu başlamak üzere, insanlar otellerini doldurmaya çalışıyor, işletmeci bir yandan “rezervasyonlar ne olacak?” diye dertleniyor. Belediyeye işi düşenler tedirgin, çünkü “acaba işim aksar mı” derdinde. 2015’te Bergama’da yaşadığım bir benzerlik var; orada da başkan gözaltına alındığında, üç hafta boyunca hiçbir iş yürümemişti. Şimdi Kuşadası’nda da işler felç olabilir.
En acı tarafı, ne siyasi parti farkı önemli, ne yönetim değişikliği. Sistem aynı para, güç, çıkar üçgeninde dönüyor. İşinin hakkını veren, dürüst belediye başkanı bulmak piyango gibi. İster CHP, ister AKP, ister başka bir parti; koltuğa oturanın etrafında rant çeteleri kümeleniyor.
Kendi gözümle defalarca şahit oldum; bir belediye başkanı şehrin kaderini değiştirebilir. Ama yanlış adamı seçtiğinde, fatura herkese çıkar. Kuşadası bugün bunu yaşıyor. Şimdi herkesin gözü hem adliyede hem belediye binasında. Kimsenin kulağı rahat değil.
00