13 Mart 2026 sabahı yine bildik bir tablo: Tokat’ta deprem oluyor, ekranlarda geçmiş olsun mesajları dönüyor. Başkan Kurtulmuş’un açıklaması da anında düştü ajanslara; “Tokatlılara geçmiş olsun, devletimiz tüm imkanlarıyla yanınızda.” Cümleler kulağa hoş geliyor ama, samimi olmak gerekirse, bu tür mesajlar artık otomatiğe bağlanmış gibi geliyor bana.
2011 Van depreminden, 2020 Elazığ ve İzmir depremlerine kadar neredeyse her afette aynı ifadeler, aynı şablon. Twitter’da paylaşılanlar, ekranda alt yazılar, belediyelerden taziye mesajları… 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş depremlerinden sonra ise işler iyice “protokol gereği” yapılır hale geldi. Depremin büyüklüğü 4,7 gibi orta şiddetli bir sayıydı, ama riskli binaların çokluğu yüzünden insanlar korkuyla sokağa döküldü. Tokat’ın merkezinde, gece 03:07’de sallanıp panikle dışarı çıkan yaşlı komşuların hâlini geçen sene Üsküdar’da görmüştüm; değişen bir şey yok.
Şu mesajlara bakınca, devletin vatandaşla kurduğu iletişimin birkaç cümleyle sınırlı kaldığını fark ediyorum. Oysa herkes biliyor; asıl mesele depremden önce alınan önlemler. Kurumlar ne kadar hazır? Mesela Tokat’ta 1999’dan sonra ne kadar bina güçlendirildi, kaç okulda tatbikat yapıldı? Bunların cevabını bilen yok. İletişim başkanlığının kriz anında paylaştığı mesajlar, bir süre sonra arka planda bir uğultuya dönüyor.
Japonya’daki uygulamalar aklıma geliyor: Herkesin acil çantası hazır, deprem sırasında nereye saklanacağını çocuk bile biliyor. Orada devletin mesajı “geçmiş olsun”dan çok “önlem aldık, işte yaptıklarımız” şeklinde. Bizde ise mesajlar genellikle yaraların sarılması, ekiplerin sevk edildiği, dualar ve temenniler üzerinden dönüyor. Ne zaman bir deprem olsa, devlet ve siyasetçilerin refleksi değişmiyor: Hızlıca geçmiş olsun mesajı, ardından yardım görüntüleri… Ama işin köküne, yani yapı stokuna, kentsel dönüşüme dokunan yok.
Bu mesajların işlevi ne, diye düşününce birkaç nokta çıkıyor:
- Kısa süreli moral verme,
- Devletin “görünür” olması,
- Siyasetçinin halka yakın durduğunu göstermesi.
Ama asıl ihtiyacımız olan, 1999’dan beri tekrarlanan “geçmiş olsun”un ötesinde bir şey. Tokat’ta, Elazığ’da, Hatay’da insanların dileği birkaç cümlede yatmıyor. Somut çözüm istiyorlar: Güvenli binalar, düzenli tatbikatlar, afet eğitimi, ciddi denetim.
Gözümde hâlâ 2003 Bingöl depreminden sonra köy meydanında bekleyen insanların yüzü var. Jandarma arabası geliyor, megafonla “geçmiş olsun, devlet yanınızda” anonsu yapılıyor, herkes birbirine bakıyor… Yirmi yıl geçmiş, ama işler kökünden değişmedi. Bir deprem ülkesi olarak gerçekten geçmiş olsun diyebilmek için önce önlemi, şeffaflığı, denetimi öğrenmemiz şart. Yoksa bu mesajlar, aynı acının tekrarında sadece bir kısa fasıl olarak kalıyor.
2011 Van depreminden, 2020 Elazığ ve İzmir depremlerine kadar neredeyse her afette aynı ifadeler, aynı şablon. Twitter’da paylaşılanlar, ekranda alt yazılar, belediyelerden taziye mesajları… 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş depremlerinden sonra ise işler iyice “protokol gereği” yapılır hale geldi. Depremin büyüklüğü 4,7 gibi orta şiddetli bir sayıydı, ama riskli binaların çokluğu yüzünden insanlar korkuyla sokağa döküldü. Tokat’ın merkezinde, gece 03:07’de sallanıp panikle dışarı çıkan yaşlı komşuların hâlini geçen sene Üsküdar’da görmüştüm; değişen bir şey yok.
Şu mesajlara bakınca, devletin vatandaşla kurduğu iletişimin birkaç cümleyle sınırlı kaldığını fark ediyorum. Oysa herkes biliyor; asıl mesele depremden önce alınan önlemler. Kurumlar ne kadar hazır? Mesela Tokat’ta 1999’dan sonra ne kadar bina güçlendirildi, kaç okulda tatbikat yapıldı? Bunların cevabını bilen yok. İletişim başkanlığının kriz anında paylaştığı mesajlar, bir süre sonra arka planda bir uğultuya dönüyor.
Japonya’daki uygulamalar aklıma geliyor: Herkesin acil çantası hazır, deprem sırasında nereye saklanacağını çocuk bile biliyor. Orada devletin mesajı “geçmiş olsun”dan çok “önlem aldık, işte yaptıklarımız” şeklinde. Bizde ise mesajlar genellikle yaraların sarılması, ekiplerin sevk edildiği, dualar ve temenniler üzerinden dönüyor. Ne zaman bir deprem olsa, devlet ve siyasetçilerin refleksi değişmiyor: Hızlıca geçmiş olsun mesajı, ardından yardım görüntüleri… Ama işin köküne, yani yapı stokuna, kentsel dönüşüme dokunan yok.
Bu mesajların işlevi ne, diye düşününce birkaç nokta çıkıyor:
- Kısa süreli moral verme,
- Devletin “görünür” olması,
- Siyasetçinin halka yakın durduğunu göstermesi.
Ama asıl ihtiyacımız olan, 1999’dan beri tekrarlanan “geçmiş olsun”un ötesinde bir şey. Tokat’ta, Elazığ’da, Hatay’da insanların dileği birkaç cümlede yatmıyor. Somut çözüm istiyorlar: Güvenli binalar, düzenli tatbikatlar, afet eğitimi, ciddi denetim.
Gözümde hâlâ 2003 Bingöl depreminden sonra köy meydanında bekleyen insanların yüzü var. Jandarma arabası geliyor, megafonla “geçmiş olsun, devlet yanınızda” anonsu yapılıyor, herkes birbirine bakıyor… Yirmi yıl geçmiş, ama işler kökünden değişmedi. Bir deprem ülkesi olarak gerçekten geçmiş olsun diyebilmek için önce önlemi, şeffaflığı, denetimi öğrenmemiz şart. Yoksa bu mesajlar, aynı acının tekrarında sadece bir kısa fasıl olarak kalıyor.
00