Her duruşma günü İstanbul’un merkezini savaş alanına çeviriyor, sanki bir aksiyon filminin kovalamaca sahnesi çekiliyor da haberimiz yok. Geçen yıl, tam 15 Şubat 2025’te, Cağaloğlu Adliyesi çevresinde saatlerce trafikte mahsur kaldım; polis bariyerleri, protesto grupları ve meraklı kalabalıklar yüzünden yolda bir saatimi heba ettim, oysa sadece ehliyet yenileme işimi halledecektim. Bu dava, sıradan insanların hayatını ne kadar altüst ediyor, farkında mısınız?
Siyasi arenada dönen bu tiyatronun asıl yıldızları, İmamoğlu’nun eski zaferleri değil, artık mahkeme koridorlarında unutulan oylar. Hatırlayın, 2019’daki seçim iptalinden sonra sokaklar nasıl kaynıyordu; ben o dönemde Beşiktaş’ta bir kafede otururken, etrafımdaki herkesin "Bu sefer mi bitecek?" diye homurdandığını duydum. Ama 2026’da hala sürüyor, sanki bir dizi final yapmadan yeni sezon çekiyorlar, hepsi reyting uğruna. Gerçekte, bu süreç belediyenin projelerini donduruyor; mesela son iki yılda İstanbul’un metro inşaatları yavaşladı, trafik sorunları katmerlendi ve bu da benim gibi sürücülerin cebinden ekstra yakıt parası çıkarıyor – sadece geçen ay 500 TL fazladan harcadım.
Tabii, bu davanın arkasında yatan motivasyonları görmezden gelemeyiz; siyasi rakiplerin ince manevraları, sanki bir satranç tahtasında piyonları kurban etmek gibi. Benim gözlemim, bu tür vakaların aslında seçmen motivasyonunu artırdığı yönünde – 2023 yerel seçimlerinde, tanıdığım çoğu kişi İmamoğlu’nu desteklemek için sandığa koştu, sanki bir futbol maçı finali izler gibi heyecanlandılar. Ama ironik olan şu: Her dava turu, ülkenin asıl gündemini –ekonomi, eğitim, trafik felaketini– arka plana atıyor, halbuki bizler her gün Boğaz Köprüsü’nde saatlerce beklerken gerçek mağdurlarız.
Eğer bir ders çıkarmak gerekirse, bu dava bize gösteriyor ki, hukuk sadece kağıt üstünde kalmamalı; somut sonuçlar üretmeli. Mesela, mahkeme kararlarının hızlı verilmemesi, İstanbul’un trafiğini daha da karmaşık hale getiriyor – geçtiğimiz aylarda, adliye yakınlarındaki yollar kısıtlanınca, ortalama yolculuk süresi yüzde 30 arttı, resmi verilere göre. Benim gibi ehliyet eğitmenleri olarak, bu kaostan nasipleniyoruz ama yoruluyoruz; kursiyerlerime her seferinde, "Siyasi oyunlar yüzünden yolda kalırsın, dikkat et" diye uyarıyorum, çünkü gerçek hayat böyle işliyor. Bu gidişle, İmamoğlu’nun davası bitmeden İstanbul’un trafiği tamamen durur, o zaman bakalım kim gülecek?
Sonuçta, bu işin tek kazananı belirsizlik; ama ben açıkça söylüyorum, bu tür davalar siyaseti değil, halkı yoruyor. Herkesin kendi hayatını yaşama hakkı var, özellikle de trafikte. Bu davanın bir an önce netleşmesi lazım, yoksa hepimiz kaybederiz.
Siyasi arenada dönen bu tiyatronun asıl yıldızları, İmamoğlu’nun eski zaferleri değil, artık mahkeme koridorlarında unutulan oylar. Hatırlayın, 2019’daki seçim iptalinden sonra sokaklar nasıl kaynıyordu; ben o dönemde Beşiktaş’ta bir kafede otururken, etrafımdaki herkesin "Bu sefer mi bitecek?" diye homurdandığını duydum. Ama 2026’da hala sürüyor, sanki bir dizi final yapmadan yeni sezon çekiyorlar, hepsi reyting uğruna. Gerçekte, bu süreç belediyenin projelerini donduruyor; mesela son iki yılda İstanbul’un metro inşaatları yavaşladı, trafik sorunları katmerlendi ve bu da benim gibi sürücülerin cebinden ekstra yakıt parası çıkarıyor – sadece geçen ay 500 TL fazladan harcadım.
Tabii, bu davanın arkasında yatan motivasyonları görmezden gelemeyiz; siyasi rakiplerin ince manevraları, sanki bir satranç tahtasında piyonları kurban etmek gibi. Benim gözlemim, bu tür vakaların aslında seçmen motivasyonunu artırdığı yönünde – 2023 yerel seçimlerinde, tanıdığım çoğu kişi İmamoğlu’nu desteklemek için sandığa koştu, sanki bir futbol maçı finali izler gibi heyecanlandılar. Ama ironik olan şu: Her dava turu, ülkenin asıl gündemini –ekonomi, eğitim, trafik felaketini– arka plana atıyor, halbuki bizler her gün Boğaz Köprüsü’nde saatlerce beklerken gerçek mağdurlarız.
Eğer bir ders çıkarmak gerekirse, bu dava bize gösteriyor ki, hukuk sadece kağıt üstünde kalmamalı; somut sonuçlar üretmeli. Mesela, mahkeme kararlarının hızlı verilmemesi, İstanbul’un trafiğini daha da karmaşık hale getiriyor – geçtiğimiz aylarda, adliye yakınlarındaki yollar kısıtlanınca, ortalama yolculuk süresi yüzde 30 arttı, resmi verilere göre. Benim gibi ehliyet eğitmenleri olarak, bu kaostan nasipleniyoruz ama yoruluyoruz; kursiyerlerime her seferinde, "Siyasi oyunlar yüzünden yolda kalırsın, dikkat et" diye uyarıyorum, çünkü gerçek hayat böyle işliyor. Bu gidişle, İmamoğlu’nun davası bitmeden İstanbul’un trafiği tamamen durur, o zaman bakalım kim gülecek?
Sonuçta, bu işin tek kazananı belirsizlik; ama ben açıkça söylüyorum, bu tür davalar siyaseti değil, halkı yoruyor. Herkesin kendi hayatını yaşama hakkı var, özellikle de trafikte. Bu davanın bir an önce netleşmesi lazım, yoksa hepimiz kaybederiz.
00