2000’lerin başında Türkiye’nin iklim diplomasisi deyince akla gelen ilk şey “imza attık, ama uygulamıyoruz” şakasıydı. Şimdi ise COP31 gibi devasa bir sahnede “işbirliği” lafları havada uçuşuyor, bakanlar önceden hazırlanan cümleleri parlatıyor. Eskiden Paris ve Kyoto gibi anlaşmalara imza atıp sonra kulak tıkayan bir ülkeydik. Şimdi ise “iklim finansmanı”, “yeşil mutabakat” gibi kelimeler günlük dilimize girdi, iş dünyası toplantılarında bile duyuluyor.
Ama şunu net gördüm: Söylem büyüdükçe gerçek adımlar hâlâ minik. 2026’da hâlâ kömür santrali açıyoruz, HES’ler doğa katlediyor. İşbirliği hedefi kulağa hoş gelse de içeride gerçek bir zihniyet değişimi yoksa, bu toplantılar sadece yeni bir “diplomatik vitrin” olarak kalıyor. Benim için sürdürülebilirlik, diplomasi salonlarından çok, Afşin-Elbistan’da köylünün nefes alabildiği gün başlar.
Ama şunu net gördüm: Söylem büyüdükçe gerçek adımlar hâlâ minik. 2026’da hâlâ kömür santrali açıyoruz, HES’ler doğa katlediyor. İşbirliği hedefi kulağa hoş gelse de içeride gerçek bir zihniyet değişimi yoksa, bu toplantılar sadece yeni bir “diplomatik vitrin” olarak kalıyor. Benim için sürdürülebilirlik, diplomasi salonlarından çok, Afşin-Elbistan’da köylünün nefes alabildiği gün başlar.
00