Bir kere “sadece biraz kafa dağıtayım” diye başladım, kendimi sabah 5’te Valorant oynarken buldum. Ekran parlak, gözler kıpkırmızı, başım zonkluyor ama elim hâlâ mouse’ta. 2024’ün başında bu iş çığırından çıktı. Steam’de yıllık saat raporumda dört haneli rakam görünce frene bastım.
İşin kötüsü, kendi kendine “Bıraktım” demekle bitmiyor. Bir haftayı oyun oynamadan geçirmek, sigarayı bırakmak gibi. Parmaklarım, klavyeye gitmek için kaşınıyor. Evde konsol varsa iş daha da zor. Ne zaman boşluk bulsam, beynim otomatik olarak “bir el daha at, ne olacak?” diyor. Telefon bildirimlerini de kapatmak gerekiyor, yoksa arkadaşlardan grup davetleri geliyor.
Benim için ilk kırılma noktası, bilgisayarı salondan kaldırıp dolaba tıkmak oldu. Masaüstünü topladım, uzatma kablosunu bile söktüm. Oyunlar gözümün önünde olmayınca, canım daha az istedi. Mobil oyunları da telefonumdan sildim, App Store’da “yeniden indir” butonu bile tahrik ediyor. Steam hesabına iki faktörlü şifre koyup, girişini karışıklaştırdım. Kısacası kendi kendime engeller koydum.
Bir başka işe yarayan yöntem de, oyundan sonra hissettiğim aptal boşluğa dikkat etmekti. Bitirdikten sonra “zaman nereye gitti?” diyorsam, orada duracak. Saat tutmaya başladım. Günde iki saat için alarm kurdum; çaldı mı, kapatıp masadan kalktım. Kolay değil, bazen alarmı kapatıp devam edesim geliyor ama en azından sınırı görüyorsun. Sınır koymadan olmuyor.