Lisede 16 yaşında, elinden telefon düşmeyen kuzenim Yiğit’in hayatı neredeyse Valorant turnuvaları etrafında dönüyor. Geçen sene, 2025 baharında evde sabaha kadar bağırışlarıyla annesini çileden çıkardı. Komşular “çocukta bi’ sıkıntı mı var?” diye soracak hâle geldi. Ama adam da haklı; oynadığı takım bir kere 800 TL ödül kazanmış, gözleri parladı. Paranın tadını bir aldı mı, sanki “ben gamer’ım, bana karışamazsınız” kafası başlıyor.
Esporda gerçekten büyük para döndüğünü inkar edemem. 2024’teki Zula Turnuvası’nda ödül havuzu neredeyse 1 milyon liraydı. Ama parmakla sayılacak kadar genç o parayı görüyor, geri kalanı oyunda saatler harcayıp “belki bir gün ben de...” diye umut ediyor. Yani işin ucu, futbolda Messi olmak hayaliyle mahalle maçında ter dökmekten farksız.
Sosyal tarafta işler karışık. Tanıdığım çoğu genç, online oyunlardan takım arkadaşı bulunca “dostum” diyor ama yüz yüze görüşmemiş. 2025’in yazında, Eskişehir’de bir LAN partisinde toplandık, ekipten üç kişiyi ilk defa orada gördüm. Çocuklardan biri, gerçek hayatta konuşamıyor, göz göze bile gelmek istemiyor. Chatte aslan kesilen, orada ürkek tavşan. Oyun kendine güven veriyor, ama gerçek hayatta pek taşmıyor o özgüven.
Dersler konusu ayrı mesele. Pek çok veli haklı olarak dertli. Uzaktan gördüğünde “çocuğum bilgisayarda eğitim videosu izliyor” zannediyor, halbuki Twitch’te yayıncıya bağış atıyor. 2024-2025 arası sınav döneminde Discord’da takılanların çoğu, TYT netlerini yerlerde süründürüyor. E-sporun kariyer olarak cazip gösterilmesi, okul başarısını ikinci plana atıyor. Bence zarar burada başlıyor.