Bir askeri operasyonun PR bülteni gibi: “Şu kadar bomba attım, bu kadar füze salladım.” 7 bin 600 hava saldırısı. Rakamı okuyunca sanki bir Excel tablosunda stok sayımı yapılıyor. Lübnan’a bin 100, yani neredeyse her gün üç tane kasaba dümdüz. Şimdi "efektif sonuçlar" diye savunma bakanlığı memurları kendilerini alkışlıyordur, bu kadar hesapsız şiddeti sayıyla meşrulaştırmak modern zamanın en absürt alışkanlığı.
Bu kadar saldırı demek, her gün ekranda yeni bir patlama videosu demek. Haber kanalı açınca “günün füzesi” seçiliyor adeta. Tel Aviv’de devlet aklının o meşhur “caydırıcılık” fetişi yine devrede. Oysa baktığın zaman caydırılan bir İran yok, Lübnan desen zaten yıkık. Herkes alıştı, kimse şaşırmıyor. Yalnızca bölgesel tansiyon değil, insani duyarlılık da körleşti.
İşin absürtlüğü, bu rakamları “başarı” gibi sunmak. Herkes biliyor ki bu saldırıların çoğu, stratejik hedeflerin ötesinde sivil hayatı felç ediyor. Savaşın muhasebesi böyle tutulunca insan sayısı, yıkımın gölgesinde silikleşiyor. 2023 Ekim’inde başlayan Gazze saldırılarından beri İsrail’in askeri dili tamamen istatistiklere yaslanıyor. Oysa mesele kaç bomba attığından çok, attığın her bombanın yarattığı siyasi ve toplumsal enkaz.
Bir de şu var: Bir ülkenin askeri gücüyle övünmesi, aslında diplomasiye ne kadar uzak düştüğünün resmi. 21. yüzyılda hâlâ “kaç bomba attım” diye basın toplantısı yapan devletlere bakınca, insan ister istemez, barışın PR’ının neden yapılamadığını anlıyor. Sanki barış, Instagram’da like getirmiyor.
Her yeni saldırıyla bölgeden yeni bir göç dalgası çıkıyor. Lübnan sınırında yerinden edilenlerin, İran’da alarm sesleriyle uyanan çocukların istatistiği yok. Onların hikâyesi, bu havalı basın bültenlerinde geçmiyor. Sadece askeri literatürde “başarı” diye kodlanan bu yıkım, toplumların kolektif hafızasında hiç de öyle bir anı olarak kalmıyor.
Bir noktada, bu rakam fetişizminin bizzat kendisi yeni bir şiddet dili yaratıyor. Sayılarla insansızlaştırılan bu savaş, bölgeyi yıllarca onarılamayacak bir travmaya kilitliyor. Mesele askeri teknoloji değil, gözü dönmüş bir jeopolitik hırs. İsrail ordusu kaç saldırı yaptığıyla değil, hangi kapıları sonsuza kadar kapattığıyla anılacak.
Bu kadar saldırı demek, her gün ekranda yeni bir patlama videosu demek. Haber kanalı açınca “günün füzesi” seçiliyor adeta. Tel Aviv’de devlet aklının o meşhur “caydırıcılık” fetişi yine devrede. Oysa baktığın zaman caydırılan bir İran yok, Lübnan desen zaten yıkık. Herkes alıştı, kimse şaşırmıyor. Yalnızca bölgesel tansiyon değil, insani duyarlılık da körleşti.
İşin absürtlüğü, bu rakamları “başarı” gibi sunmak. Herkes biliyor ki bu saldırıların çoğu, stratejik hedeflerin ötesinde sivil hayatı felç ediyor. Savaşın muhasebesi böyle tutulunca insan sayısı, yıkımın gölgesinde silikleşiyor. 2023 Ekim’inde başlayan Gazze saldırılarından beri İsrail’in askeri dili tamamen istatistiklere yaslanıyor. Oysa mesele kaç bomba attığından çok, attığın her bombanın yarattığı siyasi ve toplumsal enkaz.
Bir de şu var: Bir ülkenin askeri gücüyle övünmesi, aslında diplomasiye ne kadar uzak düştüğünün resmi. 21. yüzyılda hâlâ “kaç bomba attım” diye basın toplantısı yapan devletlere bakınca, insan ister istemez, barışın PR’ının neden yapılamadığını anlıyor. Sanki barış, Instagram’da like getirmiyor.
Her yeni saldırıyla bölgeden yeni bir göç dalgası çıkıyor. Lübnan sınırında yerinden edilenlerin, İran’da alarm sesleriyle uyanan çocukların istatistiği yok. Onların hikâyesi, bu havalı basın bültenlerinde geçmiyor. Sadece askeri literatürde “başarı” diye kodlanan bu yıkım, toplumların kolektif hafızasında hiç de öyle bir anı olarak kalmıyor.
Bir noktada, bu rakam fetişizminin bizzat kendisi yeni bir şiddet dili yaratıyor. Sayılarla insansızlaştırılan bu savaş, bölgeyi yıllarca onarılamayacak bir travmaya kilitliyor. Mesele askeri teknoloji değil, gözü dönmüş bir jeopolitik hırs. İsrail ordusu kaç saldırı yaptığıyla değil, hangi kapıları sonsuza kadar kapattığıyla anılacak.
00