Dekor ya da sahne tasarımı, Türkiye’de hâlâ “arka plan” gibi görülüyor. 2023’te İstanbul’da bir tiyatro festivalinde, Kadıköy’de Moda Sahnesi’nde izlediğim bir oyunda bu çok net çarptı gözüme. Sahne bildiğin bomboktu; gri fon, iki sandalye, bir masa. Oyunculuk iyiydi ama hikaye havada kaldı. Aynı yıl Berlin’de, Deutsches Theater’da bir oyun izledim; sahne, karakterin ruh hâlini anlatan dinamik ışıklar, hareketli platformlar, dev aynalar falan. Adamlar anlatmak istediklerini mekâna da işlemiş. Türkiye’de ise hâlâ “minimalizm” diye geçiştiriliyor ama işin kolayına kaçmak gibi bir şey bu.
Şehir tiyatrolarında, özellikle Ankara ve İstanbul’da, arada güzel işler de çıkıyor. Mesela 2024’te İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun “Vişne Bahçesi” tasarımıyla bayağı konuşuldu. Ama parmakla gösterilecek kadar az. Çünkü bütçe sıkıntısı, teknik ekipman eksikliği ve işin en kötüsü, tasarımcıya verilen değer çok düşük. Yönetmenler çoğunlukla “şuraya bir masa at, arka fona bir perde, bitti” kafasında.
Televizyonda durum daha beter. 2025’te çekilen bir dizi setinde figüranlık yaptım, sahne ekibinin çoğunun işine ne kadar özen göstermediğini canlı canlı gördüm. “Kamera göstersin yeter” mantığı var. Halbuki Netflix’in İspanya işi dizilerde bile, sırf fon için özel heykeller, dönemi anlatan objeler kullanıyorlar. Bizde ise hâlâ dedemin evindeki vitrinle, 90’lardan kalma koltukla “nostalji” yapılıyor.
Sahne tasarımı dediğin şey, izleyiciye atmosfer yaratmak, karakterin o dünyada yaşadığını hissettirmek için var. Mesela, Tiyatro DOT’un eski oyunlarında, dekor neredeyse karakter gibi konuşurdu; bir sandalyenin yerini değiştirirlerdi, bütün duygu değişirdi. Ama çoğu yerde dekor hâlâ “harcamaya değer mi, gerek var mı?” diye tartışılıyor.
Eğitim kısmı da sıkıntılı. 2023’te Mimar Sinan’da sahne tasarımı bölümüne giren bir arkadaşım, “Malzeme yok, atölye eski, işin pratiği yok denecek kadar az” diye anlatıyordu. Avrupa’da adamlar öğrenciyken sahne kurup yıkıyor, 3D model çıkarıyor, ışıkla oynuyor. Bizde teoriden öteye geçilmiyor.
Bu işte biraz vizyon, biraz yatırım, biraz da ekip meselesi. Tek başına yönetmenin hayaliyle olmuyor. İyi tasarımcıya alan açmak, bütçe ayırmak, seyirciyi de bunun kıymetini anlamaya alıştırmak lazım. Yoksa yıllar geçse de oyunlar hâlâ “iki sandalye bir masa”ya mahkûm kalacak.
Kısacası, sahne tasarımına önem vermeyen bir ülkede tiyatro ve dizi, bolca laf ama az his demek. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Şehir tiyatrolarında, özellikle Ankara ve İstanbul’da, arada güzel işler de çıkıyor. Mesela 2024’te İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun “Vişne Bahçesi” tasarımıyla bayağı konuşuldu. Ama parmakla gösterilecek kadar az. Çünkü bütçe sıkıntısı, teknik ekipman eksikliği ve işin en kötüsü, tasarımcıya verilen değer çok düşük. Yönetmenler çoğunlukla “şuraya bir masa at, arka fona bir perde, bitti” kafasında.
Televizyonda durum daha beter. 2025’te çekilen bir dizi setinde figüranlık yaptım, sahne ekibinin çoğunun işine ne kadar özen göstermediğini canlı canlı gördüm. “Kamera göstersin yeter” mantığı var. Halbuki Netflix’in İspanya işi dizilerde bile, sırf fon için özel heykeller, dönemi anlatan objeler kullanıyorlar. Bizde ise hâlâ dedemin evindeki vitrinle, 90’lardan kalma koltukla “nostalji” yapılıyor.
Sahne tasarımı dediğin şey, izleyiciye atmosfer yaratmak, karakterin o dünyada yaşadığını hissettirmek için var. Mesela, Tiyatro DOT’un eski oyunlarında, dekor neredeyse karakter gibi konuşurdu; bir sandalyenin yerini değiştirirlerdi, bütün duygu değişirdi. Ama çoğu yerde dekor hâlâ “harcamaya değer mi, gerek var mı?” diye tartışılıyor.
Eğitim kısmı da sıkıntılı. 2023’te Mimar Sinan’da sahne tasarımı bölümüne giren bir arkadaşım, “Malzeme yok, atölye eski, işin pratiği yok denecek kadar az” diye anlatıyordu. Avrupa’da adamlar öğrenciyken sahne kurup yıkıyor, 3D model çıkarıyor, ışıkla oynuyor. Bizde teoriden öteye geçilmiyor.
Bu işte biraz vizyon, biraz yatırım, biraz da ekip meselesi. Tek başına yönetmenin hayaliyle olmuyor. İyi tasarımcıya alan açmak, bütçe ayırmak, seyirciyi de bunun kıymetini anlamaya alıştırmak lazım. Yoksa yıllar geçse de oyunlar hâlâ “iki sandalye bir masa”ya mahkûm kalacak.
Kısacası, sahne tasarımına önem vermeyen bir ülkede tiyatro ve dizi, bolca laf ama az his demek. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
00