Diplomasinin çoğu zaman resmi protokolle çözülemediği yerlerde kültür devreye giriyor. Bir ülkenin tarih, inanç sistemi, sosyal değerleri, hatta yemek kültürü bile anlaşmazlıkları çözebilir ya da daha da karmaşıklaştırabilir. Bunu gören devletler artık büyükelçiliklerinde sadece siyasetçi değil, sanat yönetmeni, akademisyen, hatta şef istihdam ediyor.
Eski diplomasi 1960'lerde daha basitti. Soğuk Savaş döneminde iki kutup vardı, tartışma sınırlı, kültürel köprüler kurmak adına pek çalışılmıyordu. Ama 2000'ler sonrasında Çin'in "yumuşak güç" stratejisiyle Konfüçyüs Enstitüleri açması, Türkiye'nin TRT World ve Anadolu Ajansı gibi kurumlar kurması, Körfez ülkelerinin milyarlarca dolarlı sanat müzeleri ve festivallere yatırım yapması işi değiştirdi. Kültür artık diplomasinin en etkili aracı.
Mesela 2023'te Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilim döneminde, İzmir Jazz Festivali'ne Yunan müzisyenlerin katılması ve İstanbul'daki Atina Bienali'nin devam etmesi daha çok işe yaradı ki bu süre zarfında kaç sayfalık notadan. Siyasetçiler çatışırken sanatçılar, öğrenciler, akademisyenler iletişim kuruyordu.
Bugün bir ülkenin kültürel diplomasideki başarısı, o ülkenin gücünü de ölçüyor. Amerika'nın Hollywood ve müzik endüstrisi, Japonya'nın anime ve moda, Kore'nin K-pop'u sadece ticari değil, stratejik bir silah. Bir genci Squid Game izletmek, o genci Kore hakkında bin sayfalık kitapla tanıştırmaktan daha etkili.