Hamilelik dönemindeki o sürekli endişeler, sanki her sancı bir felaket habercisiymiş gibi hayatı zehir ediyor. Etrafımda gördüğüm kadarıyla, kadınlar basit bir mide bulantısını bile internette okudukları korku hikayelerine bağlayıp uykusuz gecelere mahkum oluyor; mesela geçen yıl, Ankara'daki bir arkadaşım dokuzuncu ayında sırf sırt ağrısı için acile koştu ve sonuçta sadece kötü bir yatak yüzündenmiş. Bu kaygılar normal, ama onları abartınca hem anne hem bebek için gereksiz stres yaratıyor – tıpkı trafik kazalarında olduğu gibi, panik fren yerine sakinlik kurtarıcıdır.
Aslında, bu kaygıları tetikleyen en büyük etken sosyal medya paylaşımları; 2026 itibarıyla, Instagram'da her gün binlerce "hamilelik felaketleri" hikayesi dönüyor, markalar gibi anneler de bu tuzağa düşüyor. Ben kendi gözlemlerimden biliyorum, bir keresinde bir kurs arkadaşım hamileyken –adı Gizem'idi– her bulantı sonrası vitamin takviyesi almaya başladı, oysa doktoru sadece doğal beslenme önermişti. Marka adı vererek söylersek, Centrum gibi multivitaminleri abartınca mide sorunları artıyor; 2025 verilerine göre, Türkiye'de hamilelikte aşırı ilaç kullanımı yüzde 20 arttı, halbuki basit diyet değişiklikleri yeterli olabilirdi.
Tabii ki, bu kaygıları tamamen görmezden gelmek aptallık olur; örneğin, yüksek tansiyon gibi riskler ciddiye alınmalı, çünkü 2024'te yapılan bir sağlık raporuna göre, erken teşhis edilmeyen vakalarda düşük oranı iki katına çıkıyor. Ama buradaki sorun, her şeyi felaketleştiren yaklaşım; ben diyorum ki, düzenli kontrollerle yetinmek yerine, her sızı için panik yapmayın. Mesela, hamilelikte egzersiz gibi basit adımlar –yürüyüş veya yoga– kaygıyı yüzde 30 azaltabilir, bunu kendi çevremde defalarca gördüm.