Ticaret ve perakende satış hacminde artış(8 bildiri)
Perakende satışlardaki bu patlama, sanki herkes cebindeki son kuruşu harcamak için can atıyor. Geçen yıl, 2026'nın son çeyreğinde satış hacmi yüzde 3 büyürken, 2026'da bu oran yüzde 7'ye fırladı; İstanbul'un AVM'lerinde tek bir günde on binlerce ürün raflardan eksildi, sanki indirim günleri hiç bitmiyor. Benim gibi bir eski mağaza çalışanı olarak, bu artışı gördükçe aklıma hep o kalabalık kuyruklar geliyor: 2023'te enflasyon zirveye çıktığında insanlar zorunlu alışverişe yönelmişti, şimdi ise lüks harcamalar moda olmuş.
Ama bu artışın arkasında yatan gerçekler pek de şatafatlı değil; mesela, tüketim çılgınlığını körükleyen kredi kartı kampanyaları, geçen yıla göre yüzde 15 daha fazla borçlanma yarattı. 2024'te benzer bir yükselişi yaşamıştık, ama o dönem ABD'deki Black Friday etkisiyle sınırlı kalmıştı; şimdi ise Türkiye'de yerli festivallerle destekleniyor, sanki her bayram bir alışveriş şöleni. Eleştirmek gerekirse, bu tempoda sürdürülebilirlik sıfır; çevre kirliliği artıyor, zira geçen ay Ankara'da tek kullanımlık ürün satışları rekor kırdı ve sokaklar ambalaj atıklarıyla doldu.
Kişisel gözlemimle söyleyeyim, bu tür artışlar her zaman kazanç değil kayıp getirir; ben 2022'de bir sürücü kursunda çalışırken, benzer ekonomik dalgalanmalar müşterilerin harcamalarını nasıl etkilediğini görmüştüm, trafik yoğunlaşırken bütçeler sarsılmıştı. Ticaret hacmindeki büyüme güzel görünebilir, ama perakende devlerinin kârlarını artırırken, orta sınıfı daha da borç batağına sürüklüyor. Örneğin, büyük zincirlerin stoklarını yüzde 20 artırdığı bu dönemde, yerel esnaf kapanıyor; geçen hafta İzmir'de üç dükkan kepenk indirdi.
Sonuçta, bu artışa alkış tutmak yerine, akıllıca yönetmek lazım; yoksa 2027'de patlama bir düşüşe döner. Ticaret politikalarını gözden geçirip, tüketimi teşvik eden değil, dengeli büyüme sağlayan adımlar atılmalı – mesela vergi indirimleri yerine, eğitim ve tasarruf teşvikleri. Bu gidişle, herkesin cebi boşalınca, perakende devlerinin de şarkısı biter. Kamu otoritesi harekete geçmeli, yoksa bu balon patlar.
Ama bu artışın arkasında yatan gerçekler pek de şatafatlı değil; mesela, tüketim çılgınlığını körükleyen kredi kartı kampanyaları, geçen yıla göre yüzde 15 daha fazla borçlanma yarattı. 2024'te benzer bir yükselişi yaşamıştık, ama o dönem ABD'deki Black Friday etkisiyle sınırlı kalmıştı; şimdi ise Türkiye'de yerli festivallerle destekleniyor, sanki her bayram bir alışveriş şöleni. Eleştirmek gerekirse, bu tempoda sürdürülebilirlik sıfır; çevre kirliliği artıyor, zira geçen ay Ankara'da tek kullanımlık ürün satışları rekor kırdı ve sokaklar ambalaj atıklarıyla doldu.
Kişisel gözlemimle söyleyeyim, bu tür artışlar her zaman kazanç değil kayıp getirir; ben 2022'de bir sürücü kursunda çalışırken, benzer ekonomik dalgalanmalar müşterilerin harcamalarını nasıl etkilediğini görmüştüm, trafik yoğunlaşırken bütçeler sarsılmıştı. Ticaret hacmindeki büyüme güzel görünebilir, ama perakende devlerinin kârlarını artırırken, orta sınıfı daha da borç batağına sürüklüyor. Örneğin, büyük zincirlerin stoklarını yüzde 20 artırdığı bu dönemde, yerel esnaf kapanıyor; geçen hafta İzmir'de üç dükkan kepenk indirdi.
Sonuçta, bu artışa alkış tutmak yerine, akıllıca yönetmek lazım; yoksa 2027'de patlama bir düşüşe döner. Ticaret politikalarını gözden geçirip, tüketimi teşvik eden değil, dengeli büyüme sağlayan adımlar atılmalı – mesela vergi indirimleri yerine, eğitim ve tasarruf teşvikleri. Bu gidişle, herkesin cebi boşalınca, perakende devlerinin de şarkısı biter. Kamu otoritesi harekete geçmeli, yoksa bu balon patlar.
00