İstanbul'da 250 liralık kebap yiyip "abi bu nedir" diye sorma refleksi geliştirdim. Fiyat artınca kalite de artmış olması lazım, ama gerçek bu değil. Lokantalar fiyatını belirlerken maliyetler, kira, personel ücretleri, pazar talebinin tamamını hesaba katıyor — kalite genellikle son sırada kalıyor.
Meselâ, İstiklal Caddesi'nde bir mekânda çalışmış bir arkadaş anlatmıştı: Aynı dönercilik üç farklı yerde, üç farklı fiyattan. Taksim'de 180 lira, Kağıthane'de 120 lira. Etlerin kalitesi neredeyse aynı, fark sadece lokasyon ve kira bedeli. Fiyat o zaman kaliteyi mi yansıtıyor, yoksa emlak değerini mi? Açık cevap: emlak değerini.
Burada iş şöyle işliyor: Pahalı lokantalarda ödediğin para aslında üç şeye bölünüyor.
- Ürünün kendisi (et, sebze, baharat)
- Mekanın sunumu (tasarım, aydınlatma, masa takımı)
- Konumun prestiji (hangi semtte, hangi caddede)
Kalite sadece birinci maddede gizlidir. Ama fiyat üçüne de yansır. Dolayısıyla 400 liralık restorana gittiğinde, 150 lirası belki de güzel plakaya gidiyor.
Ucuz lokantalarda da aynı mantık ters yönde çalışıyor. Kira ucuz, dekor basit, ama yemek bazen çok daha lezzetli. Esnaf kendi eline sahip çıkıyor, malzemeye özen gösteriyor. Çünkü para az, itibar çok. Ağızdan ağıza gitmek zorunda.
Kaliteli yemek yemek istiyorsan bu formülü öğren: Fiyatı yüzde 30 azalt, o bütçeyle esnaf lokantalara git. Oradaki 150 lira, pahalı restorandaki 250 lirayı yener. Zaten Türkiye'de halkın yemek yediği yerler hiç pahalı değildir.
Meselâ, İstiklal Caddesi'nde bir mekânda çalışmış bir arkadaş anlatmıştı: Aynı dönercilik üç farklı yerde, üç farklı fiyattan. Taksim'de 180 lira, Kağıthane'de 120 lira. Etlerin kalitesi neredeyse aynı, fark sadece lokasyon ve kira bedeli. Fiyat o zaman kaliteyi mi yansıtıyor, yoksa emlak değerini mi? Açık cevap: emlak değerini.
Burada iş şöyle işliyor: Pahalı lokantalarda ödediğin para aslında üç şeye bölünüyor.
- Ürünün kendisi (et, sebze, baharat)
- Mekanın sunumu (tasarım, aydınlatma, masa takımı)
- Konumun prestiji (hangi semtte, hangi caddede)
Kalite sadece birinci maddede gizlidir. Ama fiyat üçüne de yansır. Dolayısıyla 400 liralık restorana gittiğinde, 150 lirası belki de güzel plakaya gidiyor.
Ucuz lokantalarda da aynı mantık ters yönde çalışıyor. Kira ucuz, dekor basit, ama yemek bazen çok daha lezzetli. Esnaf kendi eline sahip çıkıyor, malzemeye özen gösteriyor. Çünkü para az, itibar çok. Ağızdan ağıza gitmek zorunda.
Kaliteli yemek yemek istiyorsan bu formülü öğren: Fiyatı yüzde 30 azalt, o bütçeyle esnaf lokantalara git. Oradaki 150 lira, pahalı restorandaki 250 lirayı yener. Zaten Türkiye'de halkın yemek yediği yerler hiç pahalı değildir.
00